Bazı Punk Grupları
Bu müzik tarzıyla özdeşleşen grup ismi ise 1976'da kurulan Sex Pistols'tur.
30 Seconds To mars
999
The Adverts
Alternative TV
Angelic Upstarts
Angels and Airwaves
Anonymous
Anti-Flag
Anti-Nowhere League
The Ataris
Atom and his Package
Avengers
Bad Brains
Bad Religion
Band of Susans
Black September
Black Flag
Blink182
Bowling For Soup
Blitz
Buzzcocks
Cheese
CRASS
The Clash
Cockney Rejects
The Exploited
The Damned
Dead Boys
Dead Kennedys
The Derogatories
Dickies
Eater
Fall Out Boy
Flesh Eaters
Generation X
Germs
Green day
Good charlotte
Gun Club
Nina Hagen
Heartbreakers
Hi-Standard
Richard Hell (& the Voidoids)
The Jam
Living Things
Manic Street Preachers
My Chemical Romance
Masters Of The Backsides
MC5 *
Millencolin
The Misfits
New York Dolls *
Nofx
Pagans
Patti Smith Band *
Penetration
Radio Birdman
Ramones
Rancid
Rapists
The Rebels
Rocket from the Tomb *
Ruts
The Saints
Screeching Weasel
Sex Pistols
Sex Telegramm
Sham 69
Simple Plan
Stiff Little Fingers
Stiv Bators
Sum41
The Queers
The Stooges
The Stranglers
Subway Sect
Tom Robinson Band
UK Subs
Ultravox!
Undertones
Vennaskond
The Vibrators
Bowling For Soup
Weirdos
Wire
Woptime
X
X-Ray Spex
Stuka
Cemiyette Pişiyorum
Posteriti
Sokak Köpekleri
The Revolters
Crime
Not Made in China
Monoton Kokteyli
Tales of Terror (grup)
30 Seconds To mars
999
The Adverts
Alternative TV
Angelic Upstarts
Angels and Airwaves
Anonymous
Anti-Flag
Anti-Nowhere League
The Ataris
Atom and his Package
Avengers
Bad Brains
Bad Religion
Band of Susans
Black September
Black Flag
Blink182
Bowling For Soup
Blitz
Buzzcocks
Cheese
CRASS
The Clash
Cockney Rejects
The Exploited
The Damned
Dead Boys
Dead Kennedys
The Derogatories
Dickies
Eater
Fall Out Boy
Flesh Eaters
Generation X
Germs
Green day
Good charlotte
Gun Club
Nina Hagen
Heartbreakers
Hi-Standard
Richard Hell (& the Voidoids)
The Jam
Living Things
Manic Street Preachers
My Chemical Romance
Masters Of The Backsides
MC5 *
Millencolin
The Misfits
New York Dolls *
Nofx
Pagans
Patti Smith Band *
Penetration
Radio Birdman
Ramones
Rancid
Rapists
The Rebels
Rocket from the Tomb *
Ruts
The Saints
Screeching Weasel
Sex Pistols
Sex Telegramm
Sham 69
Simple Plan
Stiff Little Fingers
Stiv Bators
Sum41
The Queers
The Stooges
The Stranglers
Subway Sect
Tom Robinson Band
UK Subs
Ultravox!
Undertones
Vennaskond
The Vibrators
Bowling For Soup
Weirdos
Wire
Woptime
X
X-Ray Spex
Stuka
Cemiyette Pişiyorum
Posteriti
Sokak Köpekleri
The Revolters
Crime
Not Made in China
Monoton Kokteyli
Tales of Terror (grup)
Üstümüz Başımız Punk
Üstümüz başımız punk
“Punk”, herkes için başka başka anlama gelebilir... İşin başını sonunu bilmeyen kuşağa göre saçma sapan giyinip, haddi hududu olmadan içip, gürültülü bir müzik dinleyip gece tarifesine kalmadan eve dönmek iken, başka bir kuşağa göre ise eğlenceli, hızlı ve mutlaka melodili yaratıcı bir rock'nroll müziğidir. Büyükannenize göre ise zibidiliktir ve ona göre bütün gençler “punk”tır (pank değil punk şeklinde telâffuz etmektedir). Bize ve aklı başında diğerlerine göre ise sert, sıkı, direkt bir müziktir, aynı zamanda zekidir ve arkasında bir kültür ve hatta yap yakıştır tak takıştır gibisinden bir moda barındırır. Punk olmak ise zibidilik değil, “takmamak”, “umurunda olmamak”, “istediği gibi davranıp istediği kişi olmak”tır bize sorarsanız. Punk olmak, mevcut her türlü sistemden bezmiş olmak anlamına gelir. Elbette bir de bu ideolojinin fon müziğini dinlemek.
Punk rock tarihi, plak şirketlerinden medet ummadan kurulmuş gruplarla 1970’lerde başlar, Sex Pistols, The Clash ve The Ramones demek de işi aşağı yukarı özetler.
Punk rock tabiri ise 1960’larda çaldıkları enstrümanlardan pek de haberi olmayan gitar gruplarını özetlemek için bulunmuştur. Biz şimdi onlara garage rock demeyi tercih ediyoruz. “Punk rock” lafını ilk kullanan, müzik yazarı Dave Marsh’tır, ? and the Mysterians adlı grubun yaptığı müzik türüne bir isim ararken 1971’de bir yazısında “punk rock” deyivermiştir ilkin. Bu tabir müzik yazarları tarafından hemen sevilmiş ve 1960’lardaki garage rock grupları için kullanılmıştır.
Bu demektir ki punk rock diyorsak The Velvet Underground’dan, The Who’dan, Rolling Stones’dan, The Stooges’dan, Deviants’dan, New York Dolls’dan, Roxy Music’den de bahsetmemiz gerekiyor.
Beatles Amerika’yı kasıp kavurduktan iki yıl sonra (yani 1968’de), Iggy Pop, şimdiye kadar duyulmuş müziklere hiç benzemeyen müzikler yapan bir grup kurmaya karar vermiş. Iggy, Detroit’de neredeyse enstrüman çalmayı bilmeyen arkadaşlarıyla The Stooges’ı kurmuş. Keyiflerine göre delirebilecekleri bir müzik yapmalarına engel olan müzikal kalıplarla kafalarının kirlenmediği anlamına da geliyormuş bu.
Biz kendilerinin felsefeleri ve müzikleriyle gerçekten punk olmaya en çok yaklaşan gruplardan olduklarını düşünüyoruz. Peki neden gerçekten ilk punk grubu değiller? Çünkü bizce ilk punk grubu denmesi gereken grup başka ve üç paragraf aşağı inerseniz kendileri ile tanışacaksınız.
Büyük bir plak firması olan Elektra ile anlaşma imzalamaları biraz ironik dursa da 1696’da ilk albümleri çıkmış ve bu albümü “I Wanna Be Your Dog”dan biliyoruz. Hâlâ çok büyük bir şarkıdır, bu yazıyı okuyup şarkı hakkında fikri olmayanlar varsa derhal edinmeleri şart. Bütün bu enerjilerinin altında yatan kaynak da bezginlikleriymiş. Yapacak bir şeyleri olmadan geçecek yeni bir yılın, fakir olmanın, mevcut müziğin, hayatta başardıkları bir şeyin olmamasının getirdiği bezginlik...
Yine Detroit’den MC5 da sıkılıyormuş ama onlar hayata biraz da politik bakıyorlarmış. Alın size bir punk geleneği daha. Müzikleri The Who’ya benzese de bu politik tavırları sayesinde onlar da Elektra ile anlaşmışlar. Küfürlü sözleri sebebiyle bir plak mağazası albümlerini satmayı reddetmiş, onlar da gazeteye tam sayfa ilan vererek mağazaya küfretmişler. Elektra bu durumdan memnun olmamış ve yolları ayrılmış ama bu hareketler klasik punk tavırları olması bakımından tarihî önem taşıyor.
The Stooges, MC5 gibi gruplar bazı punk özellikleri taşıyordu ama ilk punk grupları olarak bunları sayanları fazla dinlememek lazım, bizce 1975’te Ramones kurulana kadar gerçek bir punk grubu hiç olmadı. Bu yüzden birçok kaynakta punk’ın doğum tarihi olarak 1975 kabul edilir. Ramones’un 1976’da çıkan “Ramones” adlı albümü, ilk gerçek punk rock albümüdür ve onlar bu türün yaratıcıları kabul edilir. Kurulma hikâyeleri de The Stooges ile aynıdır, mevcut müziklerden sıkılmışlardır ve daha önce dinledikleri müzikler istedikleri şey değildir, o halde istedikleri müziği kendileri yapmalıdırlar. O güne kadar bu amaçla kurulan gruplar, teknik bilgisizliklerinin kurbanı olmuşlar.
Ramones’un şarkıları da genellikle sadece birkaç akordan, sözleri de aynı lafların tekrarından oluşuyordu. Büyük punk rock gruplarının “üç akor” suçlamaları ile karşılaşması da bu dönemlerde başlamıştı. “The Blizkrieg Bop”, “Sheena is a Punk Rocker”, “Cretin Hop”, “Pinhead”, “Do You remember Rock'nRoll Radio” ve “I Wanna Be Sedated” gibi hitleri hep amatör ama agresifti. Ramones’un, rock'nroll’un ilk günlerindeki gibi iki dakikalık şarkı geleneğini yeniden canlandırdığı da söylenmeli.
Ramones, İngiliz punk gruplarına ilham veren asıl gruptur, 1976’da Londra’daki bir konserde Sex Pistols, The Clash, The Damned, Souxsie and the Banshees, The JNe Oldu
Ne Oldu
Ne Oldu
Buzzcocks ile birlikte çaldılar, bu grupların hepsinin sonradan birer punk efsanesi olduklarına dikkatinizi çekeriz.
The Sex Pistols, Ramones’dan amatör ruhu ödünç alıp üzerine katmerli bir bezginlik ekledi, punk rock’da ne kadar bezginseniz o kadar iyidir. Sex Pistols’ın müziği, Ramones’unkinden bile çiğ görünüyordu, akoru kaçmış bir gitarla yapılan ritimler, Sex Pistols’ın esas dayandığı şeydi. Baslar, sarhoş çalmaktan gocunmayan Sid Vicious tarafından katlediliyordu. Solist Johnny Rotten biraz şarkı söyleyip biraz bağırarak sisteme sayıp sövüyorlardı.
Johnny ile Sid, tüm zamanların en büyük iki punk’ı kabul edilir. Müzik olarak da moda olarak da punk kültürüne çok şey kattılar. Anarşist sözcüğünün komünist ile aynı anlama geldiği zamanlarda kendilerine anarşist demeye bile cesaret ettiler. “Anarchy In The UK”, “God Save The Queen” ve “No Feelings” en ünlü şarkılarıdır.
Pistols’un sahne dışındaki tavırları, sahnedekilerden bile daha çok konuşuluyordu. Röportajlarda küfretmeleri, televizyon programlarında birilerine saldırmaları, “normal” insanların punk’dan korkmasına, daha çok “bezgin” gencin ise punkçı olmasına yol açıyordu. Yırtık pantolonları, tişörtleri, botları, saçları ile punk’ın görünümünü büyük ölçüde belirleyen de yine Pistols’dı.
Sex Pistols, İngiltere’de eserken, Amerika’da The Ramones ile birlikte Television, Blondie, Manster gibileri bir punk geleneği yaratıyorlardı. Bu gruplara o dönemde punk denebiliyor veya denmiyordu, 1976’da “Punk Magazine” çıkana kadar da bu karışıklık devam etti. Bahsedilmesi gereken o kadar çok grup var ki The Saints, New York Dolls, The Adverts, The Slits, The Misfits, The Specials, Madness, The Selector...
Peki 1970’lerden sonra neler oldu? 1980’lerde Amerika’da hardcore punk denen bir akım doğdu. Minutemen, Sick of it All ve Hüsker Dü, bu akımın en ünlüleri. İngiltere’de ise post punk denen daha olgun bir müzik yapılıyordu, başını da Joy division, The Fall, Public Image Ltd. çekiyordu.
1990’ların başında punk, daha sert olarak Operation Ivy, Bad Religion ve Rancid ile yaşadı, ta ki skater punk ve ska punk denen akımlar patlayana kadar. Pennywise, NOFX, The Offspring, Green Day ve benzerleri, punk’ı 1990’lara taşıyan esas isimler oldular. Tekrar biraz eskiye dönersek, Nirvana da punk’dan besleniyordu pekalâ. “Nevermind”, punk’dan etkilenen bir grubun Amerika’da ilk kez liste başı olduğu albümdür. Nirvana’nın başını çektiği dönem, “1991: The Year Punk Broke” adlı filmle belgelendi ve filmde Dinosaur Jr ile Sonic Youth da vardı.
1990’lar, ayrıca punk’ın yeraltından çıkıp MTV tarafından evlât edinildiği dönemdir. Sisteme sayıp söven gruplar artık evcilleştiriliyor ve sistem tarafından satın alınıyorsa buna ne derece punk denir bu tartışılır elbette. 2000’lerin ruhsuz pop punk’ının önemli grupları ise Simple Plan, Good Charlotte ve klonları.
“Punk”, herkes için başka başka anlama gelebilir... İşin başını sonunu bilmeyen kuşağa göre saçma sapan giyinip, haddi hududu olmadan içip, gürültülü bir müzik dinleyip gece tarifesine kalmadan eve dönmek iken, başka bir kuşağa göre ise eğlenceli, hızlı ve mutlaka melodili yaratıcı bir rock'nroll müziğidir. Büyükannenize göre ise zibidiliktir ve ona göre bütün gençler “punk”tır (pank değil punk şeklinde telâffuz etmektedir). Bize ve aklı başında diğerlerine göre ise sert, sıkı, direkt bir müziktir, aynı zamanda zekidir ve arkasında bir kültür ve hatta yap yakıştır tak takıştır gibisinden bir moda barındırır. Punk olmak ise zibidilik değil, “takmamak”, “umurunda olmamak”, “istediği gibi davranıp istediği kişi olmak”tır bize sorarsanız. Punk olmak, mevcut her türlü sistemden bezmiş olmak anlamına gelir. Elbette bir de bu ideolojinin fon müziğini dinlemek.
Punk rock tarihi, plak şirketlerinden medet ummadan kurulmuş gruplarla 1970’lerde başlar, Sex Pistols, The Clash ve The Ramones demek de işi aşağı yukarı özetler.
Punk rock tabiri ise 1960’larda çaldıkları enstrümanlardan pek de haberi olmayan gitar gruplarını özetlemek için bulunmuştur. Biz şimdi onlara garage rock demeyi tercih ediyoruz. “Punk rock” lafını ilk kullanan, müzik yazarı Dave Marsh’tır, ? and the Mysterians adlı grubun yaptığı müzik türüne bir isim ararken 1971’de bir yazısında “punk rock” deyivermiştir ilkin. Bu tabir müzik yazarları tarafından hemen sevilmiş ve 1960’lardaki garage rock grupları için kullanılmıştır.
Bu demektir ki punk rock diyorsak The Velvet Underground’dan, The Who’dan, Rolling Stones’dan, The Stooges’dan, Deviants’dan, New York Dolls’dan, Roxy Music’den de bahsetmemiz gerekiyor.
Beatles Amerika’yı kasıp kavurduktan iki yıl sonra (yani 1968’de), Iggy Pop, şimdiye kadar duyulmuş müziklere hiç benzemeyen müzikler yapan bir grup kurmaya karar vermiş. Iggy, Detroit’de neredeyse enstrüman çalmayı bilmeyen arkadaşlarıyla The Stooges’ı kurmuş. Keyiflerine göre delirebilecekleri bir müzik yapmalarına engel olan müzikal kalıplarla kafalarının kirlenmediği anlamına da geliyormuş bu.
Biz kendilerinin felsefeleri ve müzikleriyle gerçekten punk olmaya en çok yaklaşan gruplardan olduklarını düşünüyoruz. Peki neden gerçekten ilk punk grubu değiller? Çünkü bizce ilk punk grubu denmesi gereken grup başka ve üç paragraf aşağı inerseniz kendileri ile tanışacaksınız.
Büyük bir plak firması olan Elektra ile anlaşma imzalamaları biraz ironik dursa da 1696’da ilk albümleri çıkmış ve bu albümü “I Wanna Be Your Dog”dan biliyoruz. Hâlâ çok büyük bir şarkıdır, bu yazıyı okuyup şarkı hakkında fikri olmayanlar varsa derhal edinmeleri şart. Bütün bu enerjilerinin altında yatan kaynak da bezginlikleriymiş. Yapacak bir şeyleri olmadan geçecek yeni bir yılın, fakir olmanın, mevcut müziğin, hayatta başardıkları bir şeyin olmamasının getirdiği bezginlik...
Yine Detroit’den MC5 da sıkılıyormuş ama onlar hayata biraz da politik bakıyorlarmış. Alın size bir punk geleneği daha. Müzikleri The Who’ya benzese de bu politik tavırları sayesinde onlar da Elektra ile anlaşmışlar. Küfürlü sözleri sebebiyle bir plak mağazası albümlerini satmayı reddetmiş, onlar da gazeteye tam sayfa ilan vererek mağazaya küfretmişler. Elektra bu durumdan memnun olmamış ve yolları ayrılmış ama bu hareketler klasik punk tavırları olması bakımından tarihî önem taşıyor.
The Stooges, MC5 gibi gruplar bazı punk özellikleri taşıyordu ama ilk punk grupları olarak bunları sayanları fazla dinlememek lazım, bizce 1975’te Ramones kurulana kadar gerçek bir punk grubu hiç olmadı. Bu yüzden birçok kaynakta punk’ın doğum tarihi olarak 1975 kabul edilir. Ramones’un 1976’da çıkan “Ramones” adlı albümü, ilk gerçek punk rock albümüdür ve onlar bu türün yaratıcıları kabul edilir. Kurulma hikâyeleri de The Stooges ile aynıdır, mevcut müziklerden sıkılmışlardır ve daha önce dinledikleri müzikler istedikleri şey değildir, o halde istedikleri müziği kendileri yapmalıdırlar. O güne kadar bu amaçla kurulan gruplar, teknik bilgisizliklerinin kurbanı olmuşlar.
Ramones’un şarkıları da genellikle sadece birkaç akordan, sözleri de aynı lafların tekrarından oluşuyordu. Büyük punk rock gruplarının “üç akor” suçlamaları ile karşılaşması da bu dönemlerde başlamıştı. “The Blizkrieg Bop”, “Sheena is a Punk Rocker”, “Cretin Hop”, “Pinhead”, “Do You remember Rock'nRoll Radio” ve “I Wanna Be Sedated” gibi hitleri hep amatör ama agresifti. Ramones’un, rock'nroll’un ilk günlerindeki gibi iki dakikalık şarkı geleneğini yeniden canlandırdığı da söylenmeli.
Ramones, İngiliz punk gruplarına ilham veren asıl gruptur, 1976’da Londra’daki bir konserde Sex Pistols, The Clash, The Damned, Souxsie and the Banshees, The JNe Oldu
Ne Oldu
Ne Oldu
Buzzcocks ile birlikte çaldılar, bu grupların hepsinin sonradan birer punk efsanesi olduklarına dikkatinizi çekeriz. The Sex Pistols, Ramones’dan amatör ruhu ödünç alıp üzerine katmerli bir bezginlik ekledi, punk rock’da ne kadar bezginseniz o kadar iyidir. Sex Pistols’ın müziği, Ramones’unkinden bile çiğ görünüyordu, akoru kaçmış bir gitarla yapılan ritimler, Sex Pistols’ın esas dayandığı şeydi. Baslar, sarhoş çalmaktan gocunmayan Sid Vicious tarafından katlediliyordu. Solist Johnny Rotten biraz şarkı söyleyip biraz bağırarak sisteme sayıp sövüyorlardı.
Johnny ile Sid, tüm zamanların en büyük iki punk’ı kabul edilir. Müzik olarak da moda olarak da punk kültürüne çok şey kattılar. Anarşist sözcüğünün komünist ile aynı anlama geldiği zamanlarda kendilerine anarşist demeye bile cesaret ettiler. “Anarchy In The UK”, “God Save The Queen” ve “No Feelings” en ünlü şarkılarıdır.
Pistols’un sahne dışındaki tavırları, sahnedekilerden bile daha çok konuşuluyordu. Röportajlarda küfretmeleri, televizyon programlarında birilerine saldırmaları, “normal” insanların punk’dan korkmasına, daha çok “bezgin” gencin ise punkçı olmasına yol açıyordu. Yırtık pantolonları, tişörtleri, botları, saçları ile punk’ın görünümünü büyük ölçüde belirleyen de yine Pistols’dı.
Sex Pistols, İngiltere’de eserken, Amerika’da The Ramones ile birlikte Television, Blondie, Manster gibileri bir punk geleneği yaratıyorlardı. Bu gruplara o dönemde punk denebiliyor veya denmiyordu, 1976’da “Punk Magazine” çıkana kadar da bu karışıklık devam etti. Bahsedilmesi gereken o kadar çok grup var ki The Saints, New York Dolls, The Adverts, The Slits, The Misfits, The Specials, Madness, The Selector...
Peki 1970’lerden sonra neler oldu? 1980’lerde Amerika’da hardcore punk denen bir akım doğdu. Minutemen, Sick of it All ve Hüsker Dü, bu akımın en ünlüleri. İngiltere’de ise post punk denen daha olgun bir müzik yapılıyordu, başını da Joy division, The Fall, Public Image Ltd. çekiyordu.
1990’ların başında punk, daha sert olarak Operation Ivy, Bad Religion ve Rancid ile yaşadı, ta ki skater punk ve ska punk denen akımlar patlayana kadar. Pennywise, NOFX, The Offspring, Green Day ve benzerleri, punk’ı 1990’lara taşıyan esas isimler oldular. Tekrar biraz eskiye dönersek, Nirvana da punk’dan besleniyordu pekalâ. “Nevermind”, punk’dan etkilenen bir grubun Amerika’da ilk kez liste başı olduğu albümdür. Nirvana’nın başını çektiği dönem, “1991: The Year Punk Broke” adlı filmle belgelendi ve filmde Dinosaur Jr ile Sonic Youth da vardı.
1990’lar, ayrıca punk’ın yeraltından çıkıp MTV tarafından evlât edinildiği dönemdir. Sisteme sayıp söven gruplar artık evcilleştiriliyor ve sistem tarafından satın alınıyorsa buna ne derece punk denir bu tartışılır elbette. 2000’lerin ruhsuz pop punk’ının önemli grupları ise Simple Plan, Good Charlotte ve klonları.
Punk giyime farklı bakış tarzı
PUNK GİYİM MODASI
Taksim meydan.. Büfelere yüzümü dönmüşüm ve kararını vermeye çalışıyorum İstiklal caddesi hangisi?... Sağ tarafta uzanan yolda insan, sola uzanan yolda ise araba kalabalıgı ölece bakakalıyorum..
Uzerimdeki pantolon aki yeşil ince çizgili kadife pantolon, üzerinde Pearl Jam yazmış oldugum siyah bir tişört ve onun üstünde ise aki renkte düz XL uzun kolları sıvanmış gömlek.. Ayakta ise tahtakaledeki yankesicilerin çarpmış oldugu ayağıma 1 numara büyük gelen kırmızı Conversler..
Tak, omzuma bir tipin çarpmasıyla sağdaki kalabalığa karışmış buluyorum kendimi.. İnsanlar köy kahvesinden çıkmış gibi.. 20 metrede bir harkulade bir hatun görüyorsan aynı metre kare içersinde de onun peşinden laf atan köy kahvesi delikanlıları.....
O dönem içersi şu ankine kıyasla, kıyaslanmayacak derece de Metal dinleyen tiplemeler var.. Hani şimdilerde ne denli Punk gunk hop mop ayagına takılan tip tiki varsa o dönem içersinde de o yogunlukta SAĞLAM TAKILAN yalan olmayan elemanlar var. Türkiyede marjinalliğin anlamı bu Metal dinleyen elemanlarla başladı desem yalan olmaz hani.. İstiklal Caddesi oturduun muhid her yan köy kahvesi delikanlıların arabesk tiplemeleriyle ve müziğiyle yankılanırken Fatih semtinde küpeli veya montunda tişörtünde şeytan resmi var diye bu herifler kovalanırken yinede onca insan bir şekilde Taximde belli başlı yerlerde toplanarak bu marjinalliği bir kültüre çevirdiler...
Senın benım malım kavgası kaygısı olmadan sokaklarda orda burda grublar halinde takılındı.. Sızıldı, paylaşıldı.. Ne sen onun ne de o senın adını semtini veya her hangi bir şeyini bilirdi.. Sana ne denirse o sekılde sana seslenilmeye devam edilirdi ve asıl olan sohbet kahkaha geyiklerle yaş gözetmeksizin herkes amlı götlü envai çeşitli küfürlerle birbirini yoğururdu.. Bu muhabbetler hızını alamayarak çoğu kez sabahlamalarla ve sızmalarla sonuclanırdı.. Bir ev mi var o anda haydaa.. yürrüüyün denilerek misaliyle 15m2 bir odaya (yannies-ömerhayyam) 18kişinin daldigini ve sızdıgını hatırlarım.. Sonuç hep aynıydı muhabbetle gelen kahkahanın keyfi, iyi sonuç.. Kimsenin yoklugu hissedilmezdi. Alkole ve muhabbete günün bir saatinde Abdullah Sokak ta oturarak başladıgında o muhabbet ve alkol devam ederken insanlar devamlı sirkülasyona ugrardı..
Muhabbetine daldıgım bu dönemde başlar benim Taximim..
Lisenin son zamanları.Yaş 16. Düzenden nefret ediyor ve (adi lazim olmayan) orgute mensup arkadaslarimla el sloganlarini atiyorduk okulun bahcesine dogru bos siniflardan ve delicesine kaciyorduk bu düzenin sistemi icersinde ezilmemek icin. Bir seyleri degistirebilirim umuduylamı yoksa adrenalin ayağına mı hatırlamıyorum..Ama ben bu toplumun bana kazandiracaklarindan cok kaybettireceklerini düsünüyordum.Bir süre sonra yaptiklarimin da bi bok'a yaramadigini farkettim.Artik kendim'e yasamaya karar verdiğimdeyse K.D.COBAIN başarılı bir intihar girişimine adını yazdırmıştı.. Bununda verdigi bir trible her zamankinden farkli bir sekilde ciktim istiklale...
O gün cebimde tami tamina yüzbin türk lirasi vardi.Ve Eski XS'e gittim.Biranin yirmibesbin!! türk lirasi oldugu bu ucuz yerde içebildigim dört birada yetmiyordu rahatlamama.Düsüncelerim karisikti.Anlam vermeye calistikca düsüncelerime dahada uyusuyordum içtigim ucuz birayla.Ama dört bira yetmiyordu.Sokaktan bildigim birinin verdigi minik beyaz seyleri farkettim.Tahmin ettim seylerdi ve çaktim. Hersey daha iyi gibiydi aradan otuzdakika sonra.Gülüyordum.Birden aklima COBAIN geldi çok kötü oldum bir an ama buda diger düsüncelerim gibi çok kisa sürdü. Gülüyordum. Alismistim artik. Ucuz bira,basit kisilikler ve kolay sex her sey sanki kendilinden gelisiyordu. Düsündügün oluyordu. Tabii bunun en önemli sebebi hiç kuskusuz dönemin revaçta olan dolapdere eczanesiydi. Okulada gitmiyordum. Zaten beles gelen diplamada bi bok'a yaramadi yil sonunda. Gerci üniversiteyide kazanmistim.Fakat kayıt için gerekli tüm kapitalleri topladıktan sonra yine var oldugum yer Taximdi.. Oysa simdi verdigim kararların hicbirinden; PISMAN DEGILIM ... Hatta şuan evliyim..
Aynı dönem içersinde dönemin revaçta olan mekanı GIATEN'S'da taniştigim birkaç Punk tip (nerdeyse hepsi öldü şuanda) zamanla esas kankalar haline dönüşmüştü. Aslinda o dönem içersinde karşılıklı olarak pek sevişmezdik. Çünkü Harbiden PUNK yaşarlardı ve bu bana Ters gelirdi.. Gerektiğinde çalar, hiç beklemediğin bir anda EKER, kısaca her fırsatta her şekilde seni DOLANDIRIRLARDI.. Ama ben şahsıma bu DURUMLARDAN 1 kere nasibimi aldım.. Dönem içersinde ortamı bozan tek kişilerdi diyebiliriz bu grup için.. Ve yinede kimseyle ne muhabbetleri eksik olmuştur nede içtikleri ayrı gitrmiştir.. Ama her defasında en fazla yudumu onlar almıştır buda ayrı
Dönemin mekanlarından olan Sıraselvilerdeki Köprüaltı Kemanci her daim Punk ları ve diğer çulsuzlarıda bünyesindeki bir kuru kömür sobası etrafında toplamayı başarmış ve sabahlamaları için penceresi cam ı kırık bir üvey baba muamelesi ile yaklaşımını sürdürmüştür.
Dönemin en büyük hatası.. KöprüALTI
Yağmur alabildiğine yağar, satanist haberleri tv'leri ve gazeteleri sarar. Ve mekanların %90ina mühür konar. Punk tipler sıgınmacı olarak Köprüaltına dost hatrına üçerbeşer sızarlar. Dönemin hızlı Metalcisi Yavuz Megadeath Anarchy in the uk için PLAY e basmasıyla mekan içindeki tüm PUNK lar çıldırmışcasına amına goyarcasına PoGo YaPmAyA başlar ve Yavuz naptının farkına varamadan PogO ya katılmış olan herkes kendini mekanın kapısında bulur ve geriye sadece birkaç kırık pencere daha, yerlerde ezilmiş soba boruları ve devrik kömür sobası çevresindeki kırık sandalye ve arjandin kupaların parçaları.. Bu köprüaltının son görüşüdür Punk'ları..
'97 kışında açılan Morg bar ucuz bira, rahat hareket ortamı ve punk & metal karısık muzik çalan (dj yok, 1 saat metal dinleyenlerden biri dj lik yapıyor sonraki 1 saat punk dinleyen tiplerden 1i dj lik yapıyor) bir mekan olarak hemen hemen tüm Taxim i bunyesinde toplayarak uzunca bir süre ismini duyurduktan sonra ortaya çıkan Satanist mekan karalamaları ve diğer işletmelerin ihbar telefonlarından dolayı yapılan Polis baskınlarıyla kapanmaya zorlanmış ve o dönem içi oluşan ( benim tabirim ) ikinci bir Punk kuşagıda 2000'lere kadar ite kalka kendini kovalayarak kaybolmuştur. Bu zaman dilimi içersinde Giatens eski gözde mekanlardan biri olarak gayclub a dönmüş, Ekol Rock bar ise devamlı değişen işletmecisi ve tadilatları yüzünden müşterisini kaybetmiştir.. ( 2 mekanında bulundugu binayı vafıflardan şuanda mydanos mu ne showland almış, binayı yıkmıştır )
'99-'00 lerde Yeşilçam sokakta açılan Pendor ise dönemin tiki, burjuvazi ( etliye suluya karışmayan vitrin mankenleri ) tayfasını bünyesinde toplayarak kendi gibi mekanların açılmasında öncülük ederek ( mavi jeans, levis in paçası kıvrık kot pantolon modellerininde piyasaya sürülmesiyle ) günümüz PUNK GİYİM MODASINI BAŞLATMIŞTIR.
Taksim meydan.. Büfelere yüzümü dönmüşüm ve kararını vermeye çalışıyorum İstiklal caddesi hangisi?... Sağ tarafta uzanan yolda insan, sola uzanan yolda ise araba kalabalıgı ölece bakakalıyorum..
Uzerimdeki pantolon aki yeşil ince çizgili kadife pantolon, üzerinde Pearl Jam yazmış oldugum siyah bir tişört ve onun üstünde ise aki renkte düz XL uzun kolları sıvanmış gömlek.. Ayakta ise tahtakaledeki yankesicilerin çarpmış oldugu ayağıma 1 numara büyük gelen kırmızı Conversler..
Tak, omzuma bir tipin çarpmasıyla sağdaki kalabalığa karışmış buluyorum kendimi.. İnsanlar köy kahvesinden çıkmış gibi.. 20 metrede bir harkulade bir hatun görüyorsan aynı metre kare içersinde de onun peşinden laf atan köy kahvesi delikanlıları.....
O dönem içersi şu ankine kıyasla, kıyaslanmayacak derece de Metal dinleyen tiplemeler var.. Hani şimdilerde ne denli Punk gunk hop mop ayagına takılan tip tiki varsa o dönem içersinde de o yogunlukta SAĞLAM TAKILAN yalan olmayan elemanlar var. Türkiyede marjinalliğin anlamı bu Metal dinleyen elemanlarla başladı desem yalan olmaz hani.. İstiklal Caddesi oturduun muhid her yan köy kahvesi delikanlıların arabesk tiplemeleriyle ve müziğiyle yankılanırken Fatih semtinde küpeli veya montunda tişörtünde şeytan resmi var diye bu herifler kovalanırken yinede onca insan bir şekilde Taximde belli başlı yerlerde toplanarak bu marjinalliği bir kültüre çevirdiler...
Senın benım malım kavgası kaygısı olmadan sokaklarda orda burda grublar halinde takılındı.. Sızıldı, paylaşıldı.. Ne sen onun ne de o senın adını semtini veya her hangi bir şeyini bilirdi.. Sana ne denirse o sekılde sana seslenilmeye devam edilirdi ve asıl olan sohbet kahkaha geyiklerle yaş gözetmeksizin herkes amlı götlü envai çeşitli küfürlerle birbirini yoğururdu.. Bu muhabbetler hızını alamayarak çoğu kez sabahlamalarla ve sızmalarla sonuclanırdı.. Bir ev mi var o anda haydaa.. yürrüüyün denilerek misaliyle 15m2 bir odaya (yannies-ömerhayyam) 18kişinin daldigini ve sızdıgını hatırlarım.. Sonuç hep aynıydı muhabbetle gelen kahkahanın keyfi, iyi sonuç.. Kimsenin yoklugu hissedilmezdi. Alkole ve muhabbete günün bir saatinde Abdullah Sokak ta oturarak başladıgında o muhabbet ve alkol devam ederken insanlar devamlı sirkülasyona ugrardı..
Muhabbetine daldıgım bu dönemde başlar benim Taximim..
Lisenin son zamanları.Yaş 16. Düzenden nefret ediyor ve (adi lazim olmayan) orgute mensup arkadaslarimla el sloganlarini atiyorduk okulun bahcesine dogru bos siniflardan ve delicesine kaciyorduk bu düzenin sistemi icersinde ezilmemek icin. Bir seyleri degistirebilirim umuduylamı yoksa adrenalin ayağına mı hatırlamıyorum..Ama ben bu toplumun bana kazandiracaklarindan cok kaybettireceklerini düsünüyordum.Bir süre sonra yaptiklarimin da bi bok'a yaramadigini farkettim.Artik kendim'e yasamaya karar verdiğimdeyse K.D.COBAIN başarılı bir intihar girişimine adını yazdırmıştı.. Bununda verdigi bir trible her zamankinden farkli bir sekilde ciktim istiklale...
O gün cebimde tami tamina yüzbin türk lirasi vardi.Ve Eski XS'e gittim.Biranin yirmibesbin!! türk lirasi oldugu bu ucuz yerde içebildigim dört birada yetmiyordu rahatlamama.Düsüncelerim karisikti.Anlam vermeye calistikca düsüncelerime dahada uyusuyordum içtigim ucuz birayla.Ama dört bira yetmiyordu.Sokaktan bildigim birinin verdigi minik beyaz seyleri farkettim.Tahmin ettim seylerdi ve çaktim. Hersey daha iyi gibiydi aradan otuzdakika sonra.Gülüyordum.Birden aklima COBAIN geldi çok kötü oldum bir an ama buda diger düsüncelerim gibi çok kisa sürdü. Gülüyordum. Alismistim artik. Ucuz bira,basit kisilikler ve kolay sex her sey sanki kendilinden gelisiyordu. Düsündügün oluyordu. Tabii bunun en önemli sebebi hiç kuskusuz dönemin revaçta olan dolapdere eczanesiydi. Okulada gitmiyordum. Zaten beles gelen diplamada bi bok'a yaramadi yil sonunda. Gerci üniversiteyide kazanmistim.Fakat kayıt için gerekli tüm kapitalleri topladıktan sonra yine var oldugum yer Taximdi.. Oysa simdi verdigim kararların hicbirinden; PISMAN DEGILIM ... Hatta şuan evliyim..
Aynı dönem içersinde dönemin revaçta olan mekanı GIATEN'S'da taniştigim birkaç Punk tip (nerdeyse hepsi öldü şuanda) zamanla esas kankalar haline dönüşmüştü. Aslinda o dönem içersinde karşılıklı olarak pek sevişmezdik. Çünkü Harbiden PUNK yaşarlardı ve bu bana Ters gelirdi.. Gerektiğinde çalar, hiç beklemediğin bir anda EKER, kısaca her fırsatta her şekilde seni DOLANDIRIRLARDI.. Ama ben şahsıma bu DURUMLARDAN 1 kere nasibimi aldım.. Dönem içersinde ortamı bozan tek kişilerdi diyebiliriz bu grup için.. Ve yinede kimseyle ne muhabbetleri eksik olmuştur nede içtikleri ayrı gitrmiştir.. Ama her defasında en fazla yudumu onlar almıştır buda ayrı
Dönemin mekanlarından olan Sıraselvilerdeki Köprüaltı Kemanci her daim Punk ları ve diğer çulsuzlarıda bünyesindeki bir kuru kömür sobası etrafında toplamayı başarmış ve sabahlamaları için penceresi cam ı kırık bir üvey baba muamelesi ile yaklaşımını sürdürmüştür.
Dönemin en büyük hatası.. KöprüALTI
Yağmur alabildiğine yağar, satanist haberleri tv'leri ve gazeteleri sarar. Ve mekanların %90ina mühür konar. Punk tipler sıgınmacı olarak Köprüaltına dost hatrına üçerbeşer sızarlar. Dönemin hızlı Metalcisi Yavuz Megadeath Anarchy in the uk için PLAY e basmasıyla mekan içindeki tüm PUNK lar çıldırmışcasına amına goyarcasına PoGo YaPmAyA başlar ve Yavuz naptının farkına varamadan PogO ya katılmış olan herkes kendini mekanın kapısında bulur ve geriye sadece birkaç kırık pencere daha, yerlerde ezilmiş soba boruları ve devrik kömür sobası çevresindeki kırık sandalye ve arjandin kupaların parçaları.. Bu köprüaltının son görüşüdür Punk'ları..
'97 kışında açılan Morg bar ucuz bira, rahat hareket ortamı ve punk & metal karısık muzik çalan (dj yok, 1 saat metal dinleyenlerden biri dj lik yapıyor sonraki 1 saat punk dinleyen tiplerden 1i dj lik yapıyor) bir mekan olarak hemen hemen tüm Taxim i bunyesinde toplayarak uzunca bir süre ismini duyurduktan sonra ortaya çıkan Satanist mekan karalamaları ve diğer işletmelerin ihbar telefonlarından dolayı yapılan Polis baskınlarıyla kapanmaya zorlanmış ve o dönem içi oluşan ( benim tabirim ) ikinci bir Punk kuşagıda 2000'lere kadar ite kalka kendini kovalayarak kaybolmuştur. Bu zaman dilimi içersinde Giatens eski gözde mekanlardan biri olarak gayclub a dönmüş, Ekol Rock bar ise devamlı değişen işletmecisi ve tadilatları yüzünden müşterisini kaybetmiştir.. ( 2 mekanında bulundugu binayı vafıflardan şuanda mydanos mu ne showland almış, binayı yıkmıştır )
'99-'00 lerde Yeşilçam sokakta açılan Pendor ise dönemin tiki, burjuvazi ( etliye suluya karışmayan vitrin mankenleri ) tayfasını bünyesinde toplayarak kendi gibi mekanların açılmasında öncülük ederek ( mavi jeans, levis in paçası kıvrık kot pantolon modellerininde piyasaya sürülmesiyle ) günümüz PUNK GİYİM MODASINI BAŞLATMIŞTIR.
Punk Nedir?
PuNk RoCk (:
Punk; kültür politika ve estetiği ile kurumsallaşmış sanat teorileri ve bunu yaratan topluma, toplumsal sisteme karşı doğmuş bir reddediştir. Punk, sanatçıyı devrimci olarak görür, geleneksel ve kalıplaşmış davranış ve yaşam biçimine karşı yıkıcı bir tavır geliştirir. Bireyin kişisel gelişimini yönlendiren, yaşam biçimini şekillendiren toplumsal organizmayı herşeyin suçlusu olarak görür ve saldırmaktan çekinmez. Punk'a göre herşey alt üst olmalıdır; aykırı, ayrıksı giyim tarzı, ve gündelik yaşamda sınırlann belirsizleştirilmesi, bilinçli kışkırtıcılık, kabul görmüş ve tekdüzeleşmiş yaşam biçiminin yeniden düzenlenmesi (ya da düzensizleştirilmesi) punk yaşam biçiminin devrimci taktikleridir.
Punk'ın kendini var ettiği sahne; ekonomik ve toplumsal buhranın yaşamın her alanını cenderede tuttuğu 1970'lerin son dönemlerindeki İngiltere'dir. Punk akımı; İngiltere'deki ekonomik bunalımdan büyük zarar gören işçi sınıfı gençleri arasında doğdu. "Geleceğin olmadığı'" hayatlarının ve politik güç sahibi kişilerce yönetilen bir toplum tarafından önceden belirlendiği gerçeği, toplumsal dinamiği oluşturan gençlerin en büyük buhranıydı. Bu buhranın köklerinin fütürizm, dadaizm, nihilizm ve anarşizm
Punklar içinde bulunduklan durumu protesto etmek için ellerindeki her malzeme ile bedenleri de dahil, kendilerini ironik bir biçimde "toplumsal atık" olarak sundular: Köle kıyafetleri, zincirler, deriler, dayatılan cinsiyetçi modaya karşı androjenlik, parçalanmış giysiler, rengarenk ve dikleştirilmiş rahatsız edici saç biçimleri ve punk sembollerinden bedene iliştirilmiş çengelli iğne... Punk antimodadır. Amacı geleneksel kalıplar içinde yaşayan topluma karşı algıyı bozmaya yönelik açık bir saldındır.

Punk; kültür politika ve estetiği ile kurumsallaşmış sanat teorileri ve bunu yaratan topluma, toplumsal sisteme karşı doğmuş bir reddediştir. Punk, sanatçıyı devrimci olarak görür, geleneksel ve kalıplaşmış davranış ve yaşam biçimine karşı yıkıcı bir tavır geliştirir. Bireyin kişisel gelişimini yönlendiren, yaşam biçimini şekillendiren toplumsal organizmayı herşeyin suçlusu olarak görür ve saldırmaktan çekinmez. Punk'a göre herşey alt üst olmalıdır; aykırı, ayrıksı giyim tarzı, ve gündelik yaşamda sınırlann belirsizleştirilmesi, bilinçli kışkırtıcılık, kabul görmüş ve tekdüzeleşmiş yaşam biçiminin yeniden düzenlenmesi (ya da düzensizleştirilmesi) punk yaşam biçiminin devrimci taktikleridir.
Punk'ın kendini var ettiği sahne; ekonomik ve toplumsal buhranın yaşamın her alanını cenderede tuttuğu 1970'lerin son dönemlerindeki İngiltere'dir. Punk akımı; İngiltere'deki ekonomik bunalımdan büyük zarar gören işçi sınıfı gençleri arasında doğdu. "Geleceğin olmadığı'" hayatlarının ve politik güç sahibi kişilerce yönetilen bir toplum tarafından önceden belirlendiği gerçeği, toplumsal dinamiği oluşturan gençlerin en büyük buhranıydı. Bu buhranın köklerinin fütürizm, dadaizm, nihilizm ve anarşizm
Punklar içinde bulunduklan durumu protesto etmek için ellerindeki her malzeme ile bedenleri de dahil, kendilerini ironik bir biçimde "toplumsal atık" olarak sundular: Köle kıyafetleri, zincirler, deriler, dayatılan cinsiyetçi modaya karşı androjenlik, parçalanmış giysiler, rengarenk ve dikleştirilmiş rahatsız edici saç biçimleri ve punk sembollerinden bedene iliştirilmiş çengelli iğne... Punk antimodadır. Amacı geleneksel kalıplar içinde yaşayan topluma karşı algıyı bozmaya yönelik açık bir saldındır.

Punk Tarihi
PUNK TARİHİ
Eli kolu bağlı oturmak ve şikayet etmek yerine "kendin yap" sloganıyla kapitalist sistemin yüzüne tüküren Punk`ların müziklerini dinledin, simdi de okuyabilirsin… Yirmi yılını dolduran "Punk", ne kadar mezara yollanmaya çalışılsa da, felsefesinin ilkelerini geliştirerek büyümüş, pek çok yeni akımın doğmasına neden olmuştur. Yirmi yıllık Punk tarihini değerlendirdiği Punk Felsefesi kitabında Craig O`Hara, hareketin içinden biri olarak bize, bu süreç boyunca ortaya çıkan Punk`ın bugünkü halini anlatıyor. Ana akım medyanın Punk`ı nasıl yalan yanlış yansıtarak hareketi yok etmeye çalıştığını, dazlaklarla Punk`ların birbirlerine koşut gelişimlerini ve ayrılıklarını, Punk`a özgü bir iletişim ağı oluşturan fanzinleri, hareketin siyasi duruşunu belirleyen anarşizmi, Punk`ın cinsellik ve toplumsal cinsiyet meselelerine karşı tavrını, çevre sorunlarına yaklaşımlarını ve "kendin yap" etiğini ele alan bu kitap, gürültünün ötesinde neler olup bittiğini öğrenmek isteyenlere önerilir.
VAR OLAN SİSTEMLERE BİR ALTERNATİF.
NEDİR VE NEDEN DÜNYANIN HER YERİNDEKİ PUNK’LAR TARAFINDAN BENİMSENİYOR.
“SATIN ALINMIŞ” POLİTİKACILARIN BAŞARISIZLIĞI, BU VAMPİRLER OLMAZSA HEPİMİZ DAHA İYİ DURUMDA OLACAĞIZ FİKRİNE AÇIK OLAN BİR KARŞIT KÜLTÜRÜN OLUŞMASINI SAĞLAMIŞTIR.
“Her tür devlet gereksizdir ve istenilmez. Devlet, topluluğun kendi kendine sağlayamayacağı herhangi bir hizmet sağlamaz. Kimsenin bize neler yapacağımızı söylemesine, hayatımızı nasıl idare edeceğimizi emretmesine ihtiyacımız yok; kimsenin vergiler, kurallar ve kanunlarla bizi taciz etmesine ve emeğimizi sömürerek şatafatlı yaşamlarını sürdürmesine ihtiyacımız yok” (Anarşist Gençler Federasyonu - Anarchist Youth Federation [AYF], Profane Existence, Sayı: 5, Ağustos, 1990, s. 38).
İş siyasi ideolojiyi seçmeye gelince, Punk’ların büyük çoğunluğu anarşizmi tercih ediyorlar. Kapitalizm veya komünizmin herhangi bir türünün devam etmesini destekleyen neredeyse hiç yok. Bu, bütün Punk’ların, Anarşizm’in tarihi ve kuramı hakkında çok okudukları anlamına gelmez, fakat çoğu, Anarşizm’in resmi devletin veya hükümdarların olmaması, bireysel özgürlük ve sorumluluğa değer verilmesi ilkeleri çerçevesinde oluşturulan bir inancı paylaşıyorlardır (kim paylaşmaz ki). Minneapolis’den çıkan fanzin Profane Existence, Kuzey Amerika’daki en büyük anarşist fanzindir ve içerdiği müzik ve politik bilgiler, anarşist bakış açısından aktarılmaktadır. Daha entelektüel/aktivist eğilimli okurlara hitap eden ve Punk hareketinin müzik tarafını safdışı bırakarak salt politik formatı benimseyen başka değerli birçok fanzin de vardır. Avrupa camiasının, Kuzey Amerika’daki akranlarından daha fazla anarşist fanzin ve müzik üretmesinin sonucu olarak, Avrupalı Punk’lar tarihsel olarak daha politik olmuşlardır. Bu fanzinlerin yaratıcıları ve editörleri, görünür bir biçimde politik eğilimi olan ikinci dalga Avrupa Punk’ından (1980-1984) etkilendiler. Örneğin Birleşik Krallık’taki Crass, Conflict ve Discharge; Hollanda’daki The Ex ve BGK ile ABD’deki MDC ve Dead Kennedys müzik grupları, birçok Punk’ı sırf Rock’N’Roll’cu olmaktan çıkararak, asi düşünürlere dönüştürdüler. Bu müzik gruplarının ideolojileri, Punk müziğinin yelpazesinin her yerinde, her tür müzik çalan birçok grup tarafından sürdürülüyor.
Şikago’daki Los Crudos’un hararetli politik thrash müziği nasıl zulmün yüzüne haykırıyorsa, Propaghandi’nin açıkça sınıf bilinci taşıyan şarkıları, kulağa hoş gelen ve akılda kalan pop Punk tarzına mükemmelce oturuyor. Bu müzik gruplarının bir sonucu olarak, binlerce genç insan kendini “anarşist” olarak nitelendiriyor ve mevcut devlet rejimlerine karşı kin besliyor. “Uygarlık dediğimiz şeyin ilk aşamalarında birkaç insan, kendileri adına başka insanları çalıştırarak rahat bir yaşam sürdürebileceklerinin ve onların sırtından zengin olabileceklerinin farkına varmış. Bu insanlar, kendilerini kabile reisi, şaman, kral veya rahip olarak atamak için kurnazlık veya fiziki kuvvet kullanmışlar. Tehdit ve batıl inançlar kullanarak insanları hizaya getirmişler. Ara sıra tebaaları başkaldırırdı ve onlar, ya tebaalarının yatışmalarını sağlayabilecek kadar reform bahşederdi ya da yerlerini yeni hükümdarlara devrederlerdi. İşte devletin doğası böyledir” (Felix, “Professor Felix’s Very Short History of Anarchism”, Profane Existence, Sayı: 1, Aralık, 1989, s. 13).
Punk’lar, dünyanın mevcut sistemlerine, kısırdöngü haline gelmiş devrimlerle sonrasında yaşanan baskı ortamlarına karşı bir alternatif olan anarşizme yöneliyor. Devletlerin (veya genel olarak hiyerarşilerin) doğası gereği, onların altında yaşayan (veya onlar tarafından etkilenen) insanlar baskı altında tutulur ve sömürülür. Gençlik veya burjuva karşıt-kültürlerden farklı olarak Punk’lar, komünizmi ve geleneksel demokratik devletlerin sol kanatlarının yanı sıra kapitalizmi de reddederler. İktidarda olan partilerin uyguladığı reformlar çoğu zaman devletçi (yani resmi devletin sürdürülmesinden yana olan) veya yüzeysel bulunarak kınanır. Reformlar, insanları özgürleştirmek için değil, onları teskin etmek için yapılır. Komünizme gelince, birçok Punk, komünist hareketin en azından sözde geçerli olan kadın hakları ve işçi sınıfı desteği konusunda anlaşmaktadır ve kapitalist toplumdan aynı derecede hazzetmemektedirler. Punk topluluğunun birçok üyesi, belli başlı konularla ilgili, görünüşe göre benzer amaçları olduğu için Spartacist League, Devrimci Komünist Parti (Revolutionary Communist Party - RCP) ve başka Marksist/Leninist/Troçkist grupların düzenlediği eylemlere katılmışlardır. Anarşistler ve tarih hakkında okuyan herhangi bir kimse, komünizmin gerçeklerinin ideal anarşist devletin amaçlarından uzak olduğunun farkına varır. “Komünist grupların muhalefet yaparken söyledikleri, iktidardayken dile getirdiklerinden tamamen farklıdır. Onlar komünizmi, kapitalistlerin baskılarına ve zulmüne karşı eşitlik ve adalet adına mücadele eden asil bir hareket olarak gösterirler. Ama gerçek olan, sol partilerin doğası gereği otoriter olduklarıdır. Felsefesinin bir parçası olarak bir insanın diğerine hükmetmesini savunan her sistem zulüm olasılığını barındırır. Komünist gruplar halk kitlelerinin özgürleşmesi için değil, kendilerinin iktidara gelmesi için mücadele eder. İktidara gelince de, iktidarlarını sürdürebilmek için bütün hükümetlerin uyguladığı baskıları onlar da uyguluyor” (Felix ve Rat, “Revolt Against Communism” [Komünizme Karşı Başkaldırma], PE, Sayı: 2, Şubat, 1990, s. 22).
Komünizmin zulmünü gösteren kanıtlar, sadece mevcut baskıcı rejimlerden değil, anarşistlerin, totaliter komünist kuvvetlerin ihanetine uğradıkları ve onlar tarafından ezildikleri 1921 yılında yaşanan Kronstadt Ayaklanması, 1918-1921 yılları arasında yaşanan Ukranya Anarşizm Hareketi ve 1936-1939 yıllarının İspanyol İç Savaşı’nda da bulunabilir. Komünist rejimler, sonuçları itibariyle tahttan indirilen rejimlerden illa ki farklı olmuyor, en azından hükmedilen tebaalarına göre pek bir şey değişmiyor. Devrimlerin amacı, basit bir hükümdar değiş tokuşu anlamına gelmemeli. “Bu yüzyılda devrim, sadece kapitalist sistemleri devredip yerine eşit derecede ya da daha baskıcı olan kendi sistemlerini devreye sokan komünist örgütlerin profesyonel sınıfı tarafından idare edilen devrim anlamına gelmiştir” (Minnesota müzik grubu Destroy, PE, Sayı: 1, s. 29).
Bu anlamda devrimler kısırdöngü haline gelmiştir; hoşnutsuz olanların başkaldırmaları ancak başka bir hoşnutsuz sınıfı yaratmaya yarıyor. Komünizm, anarşizmin sağladığı özgürlük derecesini sağlamıyor; dolayısıyla güya düşmanı olan kapitalizmden daha çok tercih edilen bir sistem olmamalıdır. Punk hareketi başta, sahte demokratik politikaları benimseyen kapitalist ülkelerde oluştu. Bu nedenle kapitalizm ve onun neden olduğu sorunlar politik Punk’ların ilk hedefi olmuştur. Evsizlik, sınıfçılık ve işyerinde yaşanan sömürü, açgözlülük üzerine kurulan bir sistemin bazı sonuçları olarak görülmektedir. Kapitalist sistem, toplumun bazı üyelerinin bolluk içinde yaşamalarını sağlarken, bu durum o bolluktan mahrum bırakılan insanların sömürülmesiyle doğrudan ilişkilidir. Bir insanın dürüstçe çalışarak zengin olabilme inancı, tekrar tekrar aksi kanıtlarla yıkılmıştır. Eğer bu gerçek olsaydı, ben ve ailem dahil olmak üzere alt sınıfın şu anki birçok mensubunun keyifleri tıkırında olurdu. Kapitalist toplumda başarı, insanın sahip olduğu para ve mal ölçüsüyle tanımlanır. Bu tanımı kullanarak, kendi konumlarından tatmin olan ve fakir duruma düşmekten korkan orta sınıfın “hali vakti”nin herhangi bir radikal değişime direnebilecek kadar “yerinde” olduğunu söleyebiliriz. Gerçek durumunun farkında olması gereken (ki birçoğu bunun farkındadır) gelir düzeyi düşük olanlar bile orta sınıf bolluğundan bir parça koparabilme olasılığı için çalışırlar. İnsanların yiyecek yerine müzik setleri ve televizyonları yağmalamaları, daha iyi bir yaşamın daha çok para ve daha çok mal anlamına geldiği konusunda ikna olduklarının bir göstergesidir. Paranın ve belli lükslerin, hayatı kolaylaştırdığı şüphesiz doğrudur, fakat başarı ve başarısızlığı bu ölçülere tabi tutmak tehlikeli imalar barındırır. “Kapitalizm, herkesin kendi kârını azamiye çıkarmaya çalıştığının farz edildiği kuramsal bir modele dayanır. Üstelik, insanlar çoğunlukla, etraflarındaki her şeyi metaya dönüştürerek bu modele uymuştur” (“New World Order,” MRR, Sayı: 98, Temmuz, 1991).
Çevrenin şu an karşı karşıya kaldığı tehlike ve felaketler bunu aşikâr bir biçimde kanıtlıyor. İktisatçılar, yaşanacak kayıpları hesaba katmadan çevresel ürünlerin değerini hesapladıkları zaman, gelecek insan kuşakları ve şimdiki bitki ve hayvan türleri için kesin bir felakete yol açmış oluyorlar. Daha uç vakalarda, “bu düşünce biçimi, insanlar ve insanlar arasındaki çatışmanın bir bütün olarak mal haline geldiği savaş zamanlarında en kritik noktasına ulaşır; öldürmek anlamını yitirir” (a.g.e.). Bu çok önemli bir nokta ve bunu vurgulamak için Orta Doğu’da yaşanan Körfez Savaşı’nı örnek verebiliriz. Kapitalizmin yamyamlık olduğu tekrar tekrar söylenmiştir. Bu ifade genellikle büyük şirket sahipleri veya yöneticilerinin, kâr sağlamak isteğiyle nasıl diğer insanları sömürdüğüne işaret ederken kullanılır. Kapitalizm çoğu zaman sanki belli bir grup insanın ıstırabından kuvvet bularak büyüyor gibi görünüyor. Körfez Savaşı sırasında her iki tarafın askerleri, kâr kaybını önlemenin yanı sıra işleri çoğaltmak için araç olarak kullanılmışlardır. “Bu savaşla ilgili bazı gerçeklerin doğruluğu tartışılmaz: Yüz binlerce masum insan hayatını kaybetmiş; bir uygarlık yok edilmiştir. Kapitalist Amerika’da ise savaşın ima ettikleri oldukça farklıydı: Bundan kazanılacak çok para vardı” (a.g.e.). Bu savaşın neden yanlış olduğu ve neden meşru olmadığının (sanki herhangi bir savaş meşru olabilirmiş gibi) açıkça ortada olan nedenlerine girmeden önce savaşın bazı ekonomik sonuçlarına bakalım. Birileri, Çöl Fırtınası tişörtleri, videoları, televizyon programları ve tampon çıkartmaları gibisinden ürünlerini satabilmek için ırkçı sloganları ve birçok insanın ölümünü kendi çıkarına kullandı. Kâr kategorisinde en çok “kazananlar” büyük olasılıkla petrol şirketleriydi ve popüler savaş karşıtı slogan “petrol için kan dökülmesin”in yerine “kâr için kan dökülmesin” daha doğru olurdu. ABD için savaşın toplam maliyeti yaklaşık altmış milyar dolar olarak hesaplanmıştır. (Bu rakNe Oldu Ne Oldu Ne Oldu sayılarını tam bilemediğimiz yaşamlarını yitiren müttefik askerlerini içermediği gibi, Irak’ın kayıplarını hiçbir şekilde hesaba katmıyor). Eğer bu rakamın doğru olduğunu kabul edersek -ki bu ahlaki bir suç sayılır aslında- Amerika’nın bu savaştan elde ettiği kâra dair daha fazla bilgiye ulaşırız. “Müttefiklerin şimdiye kadar 57 milyar dolarlık katkısı olmuştur savaşa; buna Suudi Arabistan’la Kuveyt’in yeni silah satışları için yaptıkları 18 milyar dolarlık peşin ödeme eklenince, ABD hükümeti için bu savaşın sonuçta gayet kârlı bir girişim olduğu ortaya çıkıyor” (a.g.e.). Sadece hükümet değil, Irak’ı yeniden yapılandıracak büyük inşaat şirketleri de iyi mangır biriktirecekti. Ne kadar çok hasar varsa, o kadar yeniden yapılandırma vardır, dolayısıyla o kadar da kâr var demektir. Savaştan kâr sağlamak sapıkça bir şey gibi gelebilir insana, ama gerçekleşen aynen budur. Birilerinin, ekonomiyi ve kişisel kârları iyileştirmek, işsizlik oranını düşürmek ve vatanseverlik hararetini artırmak için beyan edilen bir askeri hedefin aldatıcı görünüşünün arkasında gizlenerek bir savaş çıkarmayı arzulayacağına inanmak çok mu gerçek dışı? “Böylesi fenomenleri açıklamak için bazıları ayrıntılarla bezenmiş komplo teorileri türetirlerdi, fakat bize göre bu tür teorilere ihtiyaç yoktur. Gerçek ise hilekâr düzenin esas yüzünü ortaya koyuyor: Savaştan kâr elde etmek, her şeyi, sahip olduğu tek değeri olan ‘serbest piyasa’ tarafından belirlenen bir mala dönüştüren kapitalist sistemde rasyonel bir eylemdir” (a.g.e.). Dolayısıyla kapitalizm, sermaye elde etmek için insanları insanlıktan çıkarmak ve onları (ve belki de hayvanları/doğal çevreyi) sömürmekle temellendirildiği sürece anarşistler tarafından kabul edilemez. Anarşistlerin, kapitalizmi ve sahte demokratik devleti reddetmeleri için daha çok neden var. Bunların bazılarına daha sonra değineceğiz. Anarşist Punk’lar, demokrasinin radikal, liberal veya aşırı solcu olarak tanımlanan kesimleriyle örtüşen birçok inanca sahip görünüyorlar. Kadın ve eşcinsel haklarının ve ırklar arası eşitliğin savunulması hem liberallerin hem de anarşistlerin bir şekilde resmen kabul ettiği ilkelerdir. Ancak bu benzerlikler, anarşistlerin Sol’u, Sağ’ı kınadıkları kadar (bazen de daha fazla) kınamalarına engel olmuyor. “Anarşistlerin, solcu gruplarla koalisyon oluşturabilmeleri ve onlarla birlikte çalışabilmeleri biraz tuhaf görünüyor. Gerçekte anarşizm, sağcı gruplara karşı olduğu kadar sol politikalarına da muhafet ediyor” (Felix ve Rat, PE, Sayı: 2).
Yine Körfez Savaşı, Sol ile anarşistlerin arasındaki farklıkları örnekliyor. Sol’un protesto gösterileri ve direnme çabaları, aslında “radikal eşitçiliği destekleyen ilkesel bir tutumu benimsemeye” gönülsüz olduklarını gösterdi (“New World Order”, MRR, Sayı: 99, Ağustos, 1991).
Genel olarak anarşistlerin Sol’a dair görüşü, Sol’un “Devlet’e doğrudan karşı durmasını gerektirecek” herhangi bir şeyden uzak durduğudur (a.g.e.). Ben şahsen Washington D.C.’deki en büyük protestoya katıldım ve bu deneyimden yola çıkarak anarşistlerin bu iddiasını doğrulayabilirim. Protesto gösterisi, kendilerini pazarlamak için ellerinden geleni yapan ve mallarını satmaya çalışan birkaç liberal grup tarafından düzenlendi. “Hareketin liderleri göstericileri, slogancılara uymaya ve zincirleri kırma riskine girmektense ‘medeni insanlar gibi’ onları şakırdatmaya çağırdılar. Yürüyüşçülere, kaldırımda yürümeleri ve medya için görgü kurallarına göre davranmaları emredildi; kendiliğinden gelişen, yaratıcı muhalif hareketlerde bulunmalarından vazgeçirilmeye çalışıldı. Farklı görüşleri savunanlar için de, herkese haddini bildiren ‘barış gözlemcileri’ görev başındaydı”
Eli kolu bağlı oturmak ve şikayet etmek yerine "kendin yap" sloganıyla kapitalist sistemin yüzüne tüküren Punk`ların müziklerini dinledin, simdi de okuyabilirsin… Yirmi yılını dolduran "Punk", ne kadar mezara yollanmaya çalışılsa da, felsefesinin ilkelerini geliştirerek büyümüş, pek çok yeni akımın doğmasına neden olmuştur. Yirmi yıllık Punk tarihini değerlendirdiği Punk Felsefesi kitabında Craig O`Hara, hareketin içinden biri olarak bize, bu süreç boyunca ortaya çıkan Punk`ın bugünkü halini anlatıyor. Ana akım medyanın Punk`ı nasıl yalan yanlış yansıtarak hareketi yok etmeye çalıştığını, dazlaklarla Punk`ların birbirlerine koşut gelişimlerini ve ayrılıklarını, Punk`a özgü bir iletişim ağı oluşturan fanzinleri, hareketin siyasi duruşunu belirleyen anarşizmi, Punk`ın cinsellik ve toplumsal cinsiyet meselelerine karşı tavrını, çevre sorunlarına yaklaşımlarını ve "kendin yap" etiğini ele alan bu kitap, gürültünün ötesinde neler olup bittiğini öğrenmek isteyenlere önerilir.
VAR OLAN SİSTEMLERE BİR ALTERNATİF.
NEDİR VE NEDEN DÜNYANIN HER YERİNDEKİ PUNK’LAR TARAFINDAN BENİMSENİYOR.
“SATIN ALINMIŞ” POLİTİKACILARIN BAŞARISIZLIĞI, BU VAMPİRLER OLMAZSA HEPİMİZ DAHA İYİ DURUMDA OLACAĞIZ FİKRİNE AÇIK OLAN BİR KARŞIT KÜLTÜRÜN OLUŞMASINI SAĞLAMIŞTIR.
“Her tür devlet gereksizdir ve istenilmez. Devlet, topluluğun kendi kendine sağlayamayacağı herhangi bir hizmet sağlamaz. Kimsenin bize neler yapacağımızı söylemesine, hayatımızı nasıl idare edeceğimizi emretmesine ihtiyacımız yok; kimsenin vergiler, kurallar ve kanunlarla bizi taciz etmesine ve emeğimizi sömürerek şatafatlı yaşamlarını sürdürmesine ihtiyacımız yok” (Anarşist Gençler Federasyonu - Anarchist Youth Federation [AYF], Profane Existence, Sayı: 5, Ağustos, 1990, s. 38).
İş siyasi ideolojiyi seçmeye gelince, Punk’ların büyük çoğunluğu anarşizmi tercih ediyorlar. Kapitalizm veya komünizmin herhangi bir türünün devam etmesini destekleyen neredeyse hiç yok. Bu, bütün Punk’ların, Anarşizm’in tarihi ve kuramı hakkında çok okudukları anlamına gelmez, fakat çoğu, Anarşizm’in resmi devletin veya hükümdarların olmaması, bireysel özgürlük ve sorumluluğa değer verilmesi ilkeleri çerçevesinde oluşturulan bir inancı paylaşıyorlardır (kim paylaşmaz ki). Minneapolis’den çıkan fanzin Profane Existence, Kuzey Amerika’daki en büyük anarşist fanzindir ve içerdiği müzik ve politik bilgiler, anarşist bakış açısından aktarılmaktadır. Daha entelektüel/aktivist eğilimli okurlara hitap eden ve Punk hareketinin müzik tarafını safdışı bırakarak salt politik formatı benimseyen başka değerli birçok fanzin de vardır. Avrupa camiasının, Kuzey Amerika’daki akranlarından daha fazla anarşist fanzin ve müzik üretmesinin sonucu olarak, Avrupalı Punk’lar tarihsel olarak daha politik olmuşlardır. Bu fanzinlerin yaratıcıları ve editörleri, görünür bir biçimde politik eğilimi olan ikinci dalga Avrupa Punk’ından (1980-1984) etkilendiler. Örneğin Birleşik Krallık’taki Crass, Conflict ve Discharge; Hollanda’daki The Ex ve BGK ile ABD’deki MDC ve Dead Kennedys müzik grupları, birçok Punk’ı sırf Rock’N’Roll’cu olmaktan çıkararak, asi düşünürlere dönüştürdüler. Bu müzik gruplarının ideolojileri, Punk müziğinin yelpazesinin her yerinde, her tür müzik çalan birçok grup tarafından sürdürülüyor.
Şikago’daki Los Crudos’un hararetli politik thrash müziği nasıl zulmün yüzüne haykırıyorsa, Propaghandi’nin açıkça sınıf bilinci taşıyan şarkıları, kulağa hoş gelen ve akılda kalan pop Punk tarzına mükemmelce oturuyor. Bu müzik gruplarının bir sonucu olarak, binlerce genç insan kendini “anarşist” olarak nitelendiriyor ve mevcut devlet rejimlerine karşı kin besliyor. “Uygarlık dediğimiz şeyin ilk aşamalarında birkaç insan, kendileri adına başka insanları çalıştırarak rahat bir yaşam sürdürebileceklerinin ve onların sırtından zengin olabileceklerinin farkına varmış. Bu insanlar, kendilerini kabile reisi, şaman, kral veya rahip olarak atamak için kurnazlık veya fiziki kuvvet kullanmışlar. Tehdit ve batıl inançlar kullanarak insanları hizaya getirmişler. Ara sıra tebaaları başkaldırırdı ve onlar, ya tebaalarının yatışmalarını sağlayabilecek kadar reform bahşederdi ya da yerlerini yeni hükümdarlara devrederlerdi. İşte devletin doğası böyledir” (Felix, “Professor Felix’s Very Short History of Anarchism”, Profane Existence, Sayı: 1, Aralık, 1989, s. 13).
Punk’lar, dünyanın mevcut sistemlerine, kısırdöngü haline gelmiş devrimlerle sonrasında yaşanan baskı ortamlarına karşı bir alternatif olan anarşizme yöneliyor. Devletlerin (veya genel olarak hiyerarşilerin) doğası gereği, onların altında yaşayan (veya onlar tarafından etkilenen) insanlar baskı altında tutulur ve sömürülür. Gençlik veya burjuva karşıt-kültürlerden farklı olarak Punk’lar, komünizmi ve geleneksel demokratik devletlerin sol kanatlarının yanı sıra kapitalizmi de reddederler. İktidarda olan partilerin uyguladığı reformlar çoğu zaman devletçi (yani resmi devletin sürdürülmesinden yana olan) veya yüzeysel bulunarak kınanır. Reformlar, insanları özgürleştirmek için değil, onları teskin etmek için yapılır. Komünizme gelince, birçok Punk, komünist hareketin en azından sözde geçerli olan kadın hakları ve işçi sınıfı desteği konusunda anlaşmaktadır ve kapitalist toplumdan aynı derecede hazzetmemektedirler. Punk topluluğunun birçok üyesi, belli başlı konularla ilgili, görünüşe göre benzer amaçları olduğu için Spartacist League, Devrimci Komünist Parti (Revolutionary Communist Party - RCP) ve başka Marksist/Leninist/Troçkist grupların düzenlediği eylemlere katılmışlardır. Anarşistler ve tarih hakkında okuyan herhangi bir kimse, komünizmin gerçeklerinin ideal anarşist devletin amaçlarından uzak olduğunun farkına varır. “Komünist grupların muhalefet yaparken söyledikleri, iktidardayken dile getirdiklerinden tamamen farklıdır. Onlar komünizmi, kapitalistlerin baskılarına ve zulmüne karşı eşitlik ve adalet adına mücadele eden asil bir hareket olarak gösterirler. Ama gerçek olan, sol partilerin doğası gereği otoriter olduklarıdır. Felsefesinin bir parçası olarak bir insanın diğerine hükmetmesini savunan her sistem zulüm olasılığını barındırır. Komünist gruplar halk kitlelerinin özgürleşmesi için değil, kendilerinin iktidara gelmesi için mücadele eder. İktidara gelince de, iktidarlarını sürdürebilmek için bütün hükümetlerin uyguladığı baskıları onlar da uyguluyor” (Felix ve Rat, “Revolt Against Communism” [Komünizme Karşı Başkaldırma], PE, Sayı: 2, Şubat, 1990, s. 22).
Komünizmin zulmünü gösteren kanıtlar, sadece mevcut baskıcı rejimlerden değil, anarşistlerin, totaliter komünist kuvvetlerin ihanetine uğradıkları ve onlar tarafından ezildikleri 1921 yılında yaşanan Kronstadt Ayaklanması, 1918-1921 yılları arasında yaşanan Ukranya Anarşizm Hareketi ve 1936-1939 yıllarının İspanyol İç Savaşı’nda da bulunabilir. Komünist rejimler, sonuçları itibariyle tahttan indirilen rejimlerden illa ki farklı olmuyor, en azından hükmedilen tebaalarına göre pek bir şey değişmiyor. Devrimlerin amacı, basit bir hükümdar değiş tokuşu anlamına gelmemeli. “Bu yüzyılda devrim, sadece kapitalist sistemleri devredip yerine eşit derecede ya da daha baskıcı olan kendi sistemlerini devreye sokan komünist örgütlerin profesyonel sınıfı tarafından idare edilen devrim anlamına gelmiştir” (Minnesota müzik grubu Destroy, PE, Sayı: 1, s. 29).
Bu anlamda devrimler kısırdöngü haline gelmiştir; hoşnutsuz olanların başkaldırmaları ancak başka bir hoşnutsuz sınıfı yaratmaya yarıyor. Komünizm, anarşizmin sağladığı özgürlük derecesini sağlamıyor; dolayısıyla güya düşmanı olan kapitalizmden daha çok tercih edilen bir sistem olmamalıdır. Punk hareketi başta, sahte demokratik politikaları benimseyen kapitalist ülkelerde oluştu. Bu nedenle kapitalizm ve onun neden olduğu sorunlar politik Punk’ların ilk hedefi olmuştur. Evsizlik, sınıfçılık ve işyerinde yaşanan sömürü, açgözlülük üzerine kurulan bir sistemin bazı sonuçları olarak görülmektedir. Kapitalist sistem, toplumun bazı üyelerinin bolluk içinde yaşamalarını sağlarken, bu durum o bolluktan mahrum bırakılan insanların sömürülmesiyle doğrudan ilişkilidir. Bir insanın dürüstçe çalışarak zengin olabilme inancı, tekrar tekrar aksi kanıtlarla yıkılmıştır. Eğer bu gerçek olsaydı, ben ve ailem dahil olmak üzere alt sınıfın şu anki birçok mensubunun keyifleri tıkırında olurdu. Kapitalist toplumda başarı, insanın sahip olduğu para ve mal ölçüsüyle tanımlanır. Bu tanımı kullanarak, kendi konumlarından tatmin olan ve fakir duruma düşmekten korkan orta sınıfın “hali vakti”nin herhangi bir radikal değişime direnebilecek kadar “yerinde” olduğunu söleyebiliriz. Gerçek durumunun farkında olması gereken (ki birçoğu bunun farkındadır) gelir düzeyi düşük olanlar bile orta sınıf bolluğundan bir parça koparabilme olasılığı için çalışırlar. İnsanların yiyecek yerine müzik setleri ve televizyonları yağmalamaları, daha iyi bir yaşamın daha çok para ve daha çok mal anlamına geldiği konusunda ikna olduklarının bir göstergesidir. Paranın ve belli lükslerin, hayatı kolaylaştırdığı şüphesiz doğrudur, fakat başarı ve başarısızlığı bu ölçülere tabi tutmak tehlikeli imalar barındırır. “Kapitalizm, herkesin kendi kârını azamiye çıkarmaya çalıştığının farz edildiği kuramsal bir modele dayanır. Üstelik, insanlar çoğunlukla, etraflarındaki her şeyi metaya dönüştürerek bu modele uymuştur” (“New World Order,” MRR, Sayı: 98, Temmuz, 1991).
Çevrenin şu an karşı karşıya kaldığı tehlike ve felaketler bunu aşikâr bir biçimde kanıtlıyor. İktisatçılar, yaşanacak kayıpları hesaba katmadan çevresel ürünlerin değerini hesapladıkları zaman, gelecek insan kuşakları ve şimdiki bitki ve hayvan türleri için kesin bir felakete yol açmış oluyorlar. Daha uç vakalarda, “bu düşünce biçimi, insanlar ve insanlar arasındaki çatışmanın bir bütün olarak mal haline geldiği savaş zamanlarında en kritik noktasına ulaşır; öldürmek anlamını yitirir” (a.g.e.). Bu çok önemli bir nokta ve bunu vurgulamak için Orta Doğu’da yaşanan Körfez Savaşı’nı örnek verebiliriz. Kapitalizmin yamyamlık olduğu tekrar tekrar söylenmiştir. Bu ifade genellikle büyük şirket sahipleri veya yöneticilerinin, kâr sağlamak isteğiyle nasıl diğer insanları sömürdüğüne işaret ederken kullanılır. Kapitalizm çoğu zaman sanki belli bir grup insanın ıstırabından kuvvet bularak büyüyor gibi görünüyor. Körfez Savaşı sırasında her iki tarafın askerleri, kâr kaybını önlemenin yanı sıra işleri çoğaltmak için araç olarak kullanılmışlardır. “Bu savaşla ilgili bazı gerçeklerin doğruluğu tartışılmaz: Yüz binlerce masum insan hayatını kaybetmiş; bir uygarlık yok edilmiştir. Kapitalist Amerika’da ise savaşın ima ettikleri oldukça farklıydı: Bundan kazanılacak çok para vardı” (a.g.e.). Bu savaşın neden yanlış olduğu ve neden meşru olmadığının (sanki herhangi bir savaş meşru olabilirmiş gibi) açıkça ortada olan nedenlerine girmeden önce savaşın bazı ekonomik sonuçlarına bakalım. Birileri, Çöl Fırtınası tişörtleri, videoları, televizyon programları ve tampon çıkartmaları gibisinden ürünlerini satabilmek için ırkçı sloganları ve birçok insanın ölümünü kendi çıkarına kullandı. Kâr kategorisinde en çok “kazananlar” büyük olasılıkla petrol şirketleriydi ve popüler savaş karşıtı slogan “petrol için kan dökülmesin”in yerine “kâr için kan dökülmesin” daha doğru olurdu. ABD için savaşın toplam maliyeti yaklaşık altmış milyar dolar olarak hesaplanmıştır. (Bu rakNe Oldu Ne Oldu Ne Oldu sayılarını tam bilemediğimiz yaşamlarını yitiren müttefik askerlerini içermediği gibi, Irak’ın kayıplarını hiçbir şekilde hesaba katmıyor). Eğer bu rakamın doğru olduğunu kabul edersek -ki bu ahlaki bir suç sayılır aslında- Amerika’nın bu savaştan elde ettiği kâra dair daha fazla bilgiye ulaşırız. “Müttefiklerin şimdiye kadar 57 milyar dolarlık katkısı olmuştur savaşa; buna Suudi Arabistan’la Kuveyt’in yeni silah satışları için yaptıkları 18 milyar dolarlık peşin ödeme eklenince, ABD hükümeti için bu savaşın sonuçta gayet kârlı bir girişim olduğu ortaya çıkıyor” (a.g.e.). Sadece hükümet değil, Irak’ı yeniden yapılandıracak büyük inşaat şirketleri de iyi mangır biriktirecekti. Ne kadar çok hasar varsa, o kadar yeniden yapılandırma vardır, dolayısıyla o kadar da kâr var demektir. Savaştan kâr sağlamak sapıkça bir şey gibi gelebilir insana, ama gerçekleşen aynen budur. Birilerinin, ekonomiyi ve kişisel kârları iyileştirmek, işsizlik oranını düşürmek ve vatanseverlik hararetini artırmak için beyan edilen bir askeri hedefin aldatıcı görünüşünün arkasında gizlenerek bir savaş çıkarmayı arzulayacağına inanmak çok mu gerçek dışı? “Böylesi fenomenleri açıklamak için bazıları ayrıntılarla bezenmiş komplo teorileri türetirlerdi, fakat bize göre bu tür teorilere ihtiyaç yoktur. Gerçek ise hilekâr düzenin esas yüzünü ortaya koyuyor: Savaştan kâr elde etmek, her şeyi, sahip olduğu tek değeri olan ‘serbest piyasa’ tarafından belirlenen bir mala dönüştüren kapitalist sistemde rasyonel bir eylemdir” (a.g.e.). Dolayısıyla kapitalizm, sermaye elde etmek için insanları insanlıktan çıkarmak ve onları (ve belki de hayvanları/doğal çevreyi) sömürmekle temellendirildiği sürece anarşistler tarafından kabul edilemez. Anarşistlerin, kapitalizmi ve sahte demokratik devleti reddetmeleri için daha çok neden var. Bunların bazılarına daha sonra değineceğiz. Anarşist Punk’lar, demokrasinin radikal, liberal veya aşırı solcu olarak tanımlanan kesimleriyle örtüşen birçok inanca sahip görünüyorlar. Kadın ve eşcinsel haklarının ve ırklar arası eşitliğin savunulması hem liberallerin hem de anarşistlerin bir şekilde resmen kabul ettiği ilkelerdir. Ancak bu benzerlikler, anarşistlerin Sol’u, Sağ’ı kınadıkları kadar (bazen de daha fazla) kınamalarına engel olmuyor. “Anarşistlerin, solcu gruplarla koalisyon oluşturabilmeleri ve onlarla birlikte çalışabilmeleri biraz tuhaf görünüyor. Gerçekte anarşizm, sağcı gruplara karşı olduğu kadar sol politikalarına da muhafet ediyor” (Felix ve Rat, PE, Sayı: 2).
Yine Körfez Savaşı, Sol ile anarşistlerin arasındaki farklıkları örnekliyor. Sol’un protesto gösterileri ve direnme çabaları, aslında “radikal eşitçiliği destekleyen ilkesel bir tutumu benimsemeye” gönülsüz olduklarını gösterdi (“New World Order”, MRR, Sayı: 99, Ağustos, 1991).
Genel olarak anarşistlerin Sol’a dair görüşü, Sol’un “Devlet’e doğrudan karşı durmasını gerektirecek” herhangi bir şeyden uzak durduğudur (a.g.e.). Ben şahsen Washington D.C.’deki en büyük protestoya katıldım ve bu deneyimden yola çıkarak anarşistlerin bu iddiasını doğrulayabilirim. Protesto gösterisi, kendilerini pazarlamak için ellerinden geleni yapan ve mallarını satmaya çalışan birkaç liberal grup tarafından düzenlendi. “Hareketin liderleri göstericileri, slogancılara uymaya ve zincirleri kırma riskine girmektense ‘medeni insanlar gibi’ onları şakırdatmaya çağırdılar. Yürüyüşçülere, kaldırımda yürümeleri ve medya için görgü kurallarına göre davranmaları emredildi; kendiliğinden gelişen, yaratıcı muhalif hareketlerde bulunmalarından vazgeçirilmeye çalışıldı. Farklı görüşleri savunanlar için de, herkese haddini bildiren ‘barış gözlemcileri’ görev başındaydı”
Punk Ve Rock
Punk; kültür politika ve estetiği ile kurumsallaşmış sanat teorileri ve
bunu yaratan topluma, toplumsal sisteme karşı doğmuş bir reddediştir.
Punk, sanatçıyı devrimci olarak görür, geleneksel ve kalıplaşmış
davranış ve yaşam biçimine karşı yıkıcı bir tavır geliştirir. Bireyin
kişisel gelişimini yönlendiren, yaşam biçimini şekillendiren toplumsal
organizmayı herşeyin suçlusu olarak görür ve saldırmaktan çekinmez.
Punk'a göre herşey alt üst olmalıdır; aykırı, ayrıksı giyim tarzı, ve
gündelik yaşamda sınırlann belirsizleştirilmesi, bilinçli
kışkırtıcılık, kabul görmüş ve tekdüzeleşmiş yaşam biçiminin yeniden
düzenlenmesi (ya da düzensizleştirilmesi) punk yaşam biçiminin devrimci
taktikleridir.
Punk'ın kendini var ettiği sahne; ekonomik ve toplumsal buhranın yaşamın her alanını cenderede tuttuğu 1970'lerin son dönemlerindeki İngiltere'dir. Punk akımı; İngiltere'deki ekonomik bunalımdan büyük zarar gören işçi sınıfı gençleri arasında doğdu. "Geleceğin olmadığı'" hayatlarının ve politik güç sahibi kişilerce yönetilen bir toplum tarafından önceden belirlendiği gerçeği, toplumsal dinamiği oluşturan gençlerin en büyük buhranıydı. Bu buhranın köklerinin fütürizm, dadaizm, nihilizm ve anarşizm
Punklar içinde bulunduklan durumu protesto etmek için ellerindeki her malzeme ile bedenleri de dahil, kendilerini ironik bir biçimde "toplumsal atık" olarak sundular: Köle kıyafetleri, zincirler, deriler, dayatılan cinsiyetçi modaya karşı androjenlik, parçalanmış giysiler, rengarenk ve dikleştirilmiş rahatsız edici saç biçimleri ve punk sembollerinden bedene iliştirilmiş çengelli iğne... Punk antimodadır. Amacı geleneksel kalıplar içinde yaşayan topluma karşı algıyı bozmaya yönelik açık bir saldındır.
Punk estetiğinin yaratıcısı olarak kabul edilen Londralı modacı Vivienne Westwood (Sex Pistols'in doğuşunda da nedenlerinden olan 'Sex' adlı dükkanın ortaklanndan) şu sözleri ile punk esetetiğinin "nedenini" açıklıyor:
"...Onun giysilerini giyrnek için cesur olmanız gerekir. sokakta yürürken tüm dikkatleri üzerinize çekeceksiniz. Bu tepkileri davet eden bir güç gösterisidir. Giysiler genellikle fikirleri sözlerden daha iyi anlatabilir. Bir kitap, bir poster ya da broşür kadar yıkıcı bir silah olabilir: Otobüste yanınızda 'Anarchy in the UK' (Birleşik Krallıkta Anarşi) tişörtü ile oturan biri sizi anıda rahatsız eder."
Punk kültürü kendi dayanışma ve iletişim ağını da yaratmıştı. Fanzinler. Kültür ve sanatendüstrisine ve sisteme karşı bir tokat olan fanzinlerin varoluş nedeni yadsıma, reddetme talebi ve çağnsıdır. Fanzinlerin punk eylem yaşam biçiminde oldukça önemli bir yeri vardır. (Yeraltı Edebiyatı) İlk Punk fanzini; "Sniffin' Glue", Punkın; "kendi-başına yap" (do-it-yourself felsefesini ortaya çıkanyordu: bir gitar üzerinde üç akorun yerleri gösterilmiş ve şu başlık atılmıştı: "İşte size bir akor, işte iki tane daha, hadi şimdi gidip kendi grubunuzu kurun."
Punklar arasında iletişim ve düşünsel ağ oluşturmasının yanısıra fanzinlerin yaptığı bir diğer önemli katkıda yıkıcı grafik tasanm estetiğini oluşturmasıydı. Çoğunluğu elle yazılan, siyah beyaz olan kaotik bir kolajla oluşturulup fotokopi ile çoğaltılan fanzinlerin sadece dış görünüşleri ile bile algıyı bozmaya, kalıplan yıkmaya yönelikti.
Punk'ın bu yıkıcı tavrının köklerini dada akımının oluşturduğu söylenebilir. 1916-1922 yıllan arasında Dada kendisini de reddederek mevcut tüm toplumsal ve estetik değerlere şiddetli karşı çıkışı, anlamsızlığı ve antisanatı, provakatif parodisi, edepsiz mizahı ile yıkıcı sanatın temsilcilerindendir.
" .. .Bizim için birer HİÇSİNİZ Tanrılarınız gibi: HİÇ Bürokratlarınız, yöneticileriniz gibi :HİÇ Ressamlarınız, şairileriniz gibi: HİÇ Bana saldınp, dişlerimi sökseniz de suratınıza aptal öküzler olduğunuzu haykıracağım..." (Dada Manifestosundan)
Dadanın önce gelen simalanndan Mareel Duchamp; pisuvar, şişe askılığı, kar küreği gibi eşyalann üzerine sadece imzasını atarak ve birer sanat eseri olarak sergilediği "ready mode"leri (hazıryapıt/yapım) ile tanınmıştır.
Punk konserleri, punk giyimi ve sanatı gibi yıkıcıdır. Değerlere yönelik birer saldırıdır. Punk'ın kışkırtıcılık politikasının bir parçası olan gruplar konser sırasında, seyircisi ile şiddet, yıkım gösterisi sergilerier. (Sahneye kusmak, tükürmek, havada uçuşan içki şişeleri, sandalyeler , grup dansı) Punk'ın bu sadomazoşist eğilimi aslında, punk'ın diğer tahripkar unsurlan gibi belli bir şeye dikkat çekmek üzere kullanılan bir şok taktiğiydi. Punklar toplumu nasıl gördüklerini anlatmak istiyorlardı: Anarşi istiyorlardı, yeni bir müzik tarzı geliştirmek ve bu müzik tarzının kaosunu paylaşmak, çoğaltmak istiyorlardı. Punk konserleri ekspresyonist performansı ile "şimdi ve burada"dır. (now-and-here) Ekspresyonizmin sembolü haline gelen Çığlık punkta hem şarkılarında hem de grafik tasarımlannda kendini gösteren bir motiftir: yüksek desibel seviyesi,izleyici ile grup arasında fiziksel ve duyusal etki punk konseri "yaşamalanı" içindedir. O an'ın içinde yaşanılanlar zamandan ve mekandan soyutlanmış kaostur.
Punk Rock'ın gelişimi Amerika ile İngiltere arasındaki kültürel alışverişle hız kazanmıştı. Velvet Undergound, New York DolI ve Ramones gibi New York'lu gruplar, 1965'te başlayıp 1970'ler boyunca devam eden bir süreçte, bilinçli bir biçimde "sokak kültürünü" işlemiş ve geleceğe karamsar bakan yeni bir tür müzik üretmişlerdir. (Bu gruplar sadece punk rock'ın değil hard'n' heavy, heavy metal ve türevIerinin de doğuşunda da etkili olmuşlardır.)
"Punk", "Punk Rock", "Punk Kültürü" tam da punk'ın istediği gibi açık bir biçimde tanımlanamamıştır. (Standardize edilerneme, kategorize edilememe) Punk; ilk çıkışı 1975'te belirli bir rock and roll türünü ve kendisi ile iyişkilendirilen gençlik alt kültürünü anlatmak için kullanılmaya başlansa da, 80'ler sonrası ticari rock müziğin türevlerini tanımlamak için kullanılmaya başlanmıştır. Punk 'underround rock', 'new wave', 'new music', 'street rock', 'power pop', 'avant-punk' ve 'hardcore' gibi terimlerle özdeşleşen anlamlarda da kullanılmıştır.
Punk sözcüğünün kökleri de bulanıktır. İngilizcede ilk olarak fahişe ile eşanlamlı olarak ortaya çıkar. Funk ve Wagnalls İngilizcenin Yeni Standart Sözlüğünde şöyle tanımlanır:
ı.Çürümüş tahta, bitkisel kav, değersiz nesne, boş konuşma.
2. Yumrukla yapılan saldın ya da darbe.
3. Genç Haydut, hayta, serseri.
Bu sözcük tanımları bilgilendirici olsa da punk'ı tanımlamaz.
Punk Rock'ın ortaya çıkışı Ocak 1976'da Manhattan'daki East Viyiage'da bulunan CBGB and OMFUG adlı küçük bir kulüpte verilen konserlerden doğan'Punk' adlı derginin çıkışı ile başlar.
...18 yaşındaydım. New York'taydım. Yıl 1975'ti. Birgün arabada giderken John (Holmstrom) 'bir dergi çıkaralım' dedi. Beni ve Ged'i (Dunn) Velvet Underground'a 1997 ve Stooges'a ve New York Dolls'a uyandıran John'dı John derginin sevdiğimiz şeylerin bileşimi olmasını istiyordu. Eski Tv dizileri, bira içmek, düzüşmek, çizburger, mizah dergileri, ikinci sınıf filmler ve bizden başka kimsenin takılmadığı rock'n'rol grupları. John derginin adının Teenage News olmasını istiyordu. Dolls'un aynı isimli şarkısından ötürü. Boktan bir isim olduğunu söyledim. 'Niye Punk demiyoruz?' dedim. Punk sevdiğimiz herşeyi temsil ediyordu: Kıyak, yapmacıksız, absürd, komik, ironik, şehri küçük posterlerle donattık. 'Dikkat Punk geliyor! Leg McNeil Please kill Me/ Roll Dergisi temmuz 2001/07"
İsyankar CBGB and OMFUG (Country, Blue Grass, Blues and Other Music For Uplifting Gormandizers) sahnesi Punk dergisi yolu ile punk terimi ile kurduğu bağlantı, belli bir deneysel rock'n'rol akımını tarif edecek olan "Punk Rock" teriminin oluşması sürecinin ilk aşamasıdır.
Punk dergisinin ilk sayısı 1 Ocak 1976'da çıktı. Lou Reed ve Ramones ile ilgili yazıların yanı sıra John Holmstrom'un özgün otobiyografik çizgi dizisi "Joe", Leqs Mcneil'den şehvetli kadınlarla ilgili "foto karikatür öykü"sü yer alıyordu. Punk'ın ilk sayısı 3000 adet basıldı. Ve sadece New York'ta dağıtıldı. Dergi son çıkış tarihi olan 1979'ta 25.000 adet basılıyor ve dünya çapında 2000 aboneye ulaşıyordu.
Punk dergisinin İngiliz punk akımına da grafik anlayışı yönünden önemli etkileri olmuştu. İngiliz punk rock'ının ilk fanzini "Sniffin' Glue" adıyla Temmuz 1976'da Londra'da çıkmaya başlar. Daha sonra; Ripped and Tom rotten to the Core, London's Burning, Live Wire, Vive La Resistance ve Heat adlı fanzinler İngiliz karşıt kültürünün sözcüleri oldular.
Punk Rock stili Londra'nın güneybatısındaki ve Kings Rood civarındaki heterojen gençlik söylemlerinden, yaşam biçiminden oluşmuştu. Şüphesiz ki punk rock'ı tetikleyenler arasında, androjen görüntüsü ile fetişleştirilen fenomen David Bowie'nin glitter rock'ı, Ramones, Heartbreakers, Iggy Pop, Richard Hell gibi kişi ve gruplar vardır. 1960'ların moda alt kültürünü, bazı blues gruplarının melodik alt yapısını ve isyanını, northem soul ve reggae'den alınma unsurları da punk müzikal kaosunda bulmak mümkün.
Tarihte Hippy adı ile anılan sahte-uyuşturulmuş-muhalif kültür milyonlarca ebleh evcilleştirmekte oldukça başarılı olmuştu. Bu sahte muhalif kültür başarısını mass media'dan daha ziyade, 1950'lilerin beat generation radikal muhalefetini vahşi kapitalistlerin önünde savunmasız ve yalnız bırakmasına borçluydu. Başkalannı rahatsız etmeyecek kadar vasat olan bu insanlar daha sonra senetlerin, iş görüşmelerinin, ahizelerin arasında geçmişlerini hatırlamayacak kadar değişip kapitalistleşeceklerdi. Oysa punk kendi bedeni ve yaşam biçimi ile politikası, parodisi ve estetiği ile kesinlikle asi ve yıkıcıydı, ki hala bir çok ülkede alt kültür muhalifliğinin en önemli unsurlarıdırlar.
Punk'ın kendini var ettiği sahne; ekonomik ve toplumsal buhranın yaşamın her alanını cenderede tuttuğu 1970'lerin son dönemlerindeki İngiltere'dir. Punk akımı; İngiltere'deki ekonomik bunalımdan büyük zarar gören işçi sınıfı gençleri arasında doğdu. "Geleceğin olmadığı'" hayatlarının ve politik güç sahibi kişilerce yönetilen bir toplum tarafından önceden belirlendiği gerçeği, toplumsal dinamiği oluşturan gençlerin en büyük buhranıydı. Bu buhranın köklerinin fütürizm, dadaizm, nihilizm ve anarşizm
Punklar içinde bulunduklan durumu protesto etmek için ellerindeki her malzeme ile bedenleri de dahil, kendilerini ironik bir biçimde "toplumsal atık" olarak sundular: Köle kıyafetleri, zincirler, deriler, dayatılan cinsiyetçi modaya karşı androjenlik, parçalanmış giysiler, rengarenk ve dikleştirilmiş rahatsız edici saç biçimleri ve punk sembollerinden bedene iliştirilmiş çengelli iğne... Punk antimodadır. Amacı geleneksel kalıplar içinde yaşayan topluma karşı algıyı bozmaya yönelik açık bir saldındır.
Punk estetiğinin yaratıcısı olarak kabul edilen Londralı modacı Vivienne Westwood (Sex Pistols'in doğuşunda da nedenlerinden olan 'Sex' adlı dükkanın ortaklanndan) şu sözleri ile punk esetetiğinin "nedenini" açıklıyor:
"...Onun giysilerini giyrnek için cesur olmanız gerekir. sokakta yürürken tüm dikkatleri üzerinize çekeceksiniz. Bu tepkileri davet eden bir güç gösterisidir. Giysiler genellikle fikirleri sözlerden daha iyi anlatabilir. Bir kitap, bir poster ya da broşür kadar yıkıcı bir silah olabilir: Otobüste yanınızda 'Anarchy in the UK' (Birleşik Krallıkta Anarşi) tişörtü ile oturan biri sizi anıda rahatsız eder."
Punk kültürü kendi dayanışma ve iletişim ağını da yaratmıştı. Fanzinler. Kültür ve sanatendüstrisine ve sisteme karşı bir tokat olan fanzinlerin varoluş nedeni yadsıma, reddetme talebi ve çağnsıdır. Fanzinlerin punk eylem yaşam biçiminde oldukça önemli bir yeri vardır. (Yeraltı Edebiyatı) İlk Punk fanzini; "Sniffin' Glue", Punkın; "kendi-başına yap" (do-it-yourself felsefesini ortaya çıkanyordu: bir gitar üzerinde üç akorun yerleri gösterilmiş ve şu başlık atılmıştı: "İşte size bir akor, işte iki tane daha, hadi şimdi gidip kendi grubunuzu kurun."
Punklar arasında iletişim ve düşünsel ağ oluşturmasının yanısıra fanzinlerin yaptığı bir diğer önemli katkıda yıkıcı grafik tasanm estetiğini oluşturmasıydı. Çoğunluğu elle yazılan, siyah beyaz olan kaotik bir kolajla oluşturulup fotokopi ile çoğaltılan fanzinlerin sadece dış görünüşleri ile bile algıyı bozmaya, kalıplan yıkmaya yönelikti.
Punk'ın bu yıkıcı tavrının köklerini dada akımının oluşturduğu söylenebilir. 1916-1922 yıllan arasında Dada kendisini de reddederek mevcut tüm toplumsal ve estetik değerlere şiddetli karşı çıkışı, anlamsızlığı ve antisanatı, provakatif parodisi, edepsiz mizahı ile yıkıcı sanatın temsilcilerindendir.
" .. .Bizim için birer HİÇSİNİZ Tanrılarınız gibi: HİÇ Bürokratlarınız, yöneticileriniz gibi :HİÇ Ressamlarınız, şairileriniz gibi: HİÇ Bana saldınp, dişlerimi sökseniz de suratınıza aptal öküzler olduğunuzu haykıracağım..." (Dada Manifestosundan)
Dadanın önce gelen simalanndan Mareel Duchamp; pisuvar, şişe askılığı, kar küreği gibi eşyalann üzerine sadece imzasını atarak ve birer sanat eseri olarak sergilediği "ready mode"leri (hazıryapıt/yapım) ile tanınmıştır.
Punk konserleri, punk giyimi ve sanatı gibi yıkıcıdır. Değerlere yönelik birer saldırıdır. Punk'ın kışkırtıcılık politikasının bir parçası olan gruplar konser sırasında, seyircisi ile şiddet, yıkım gösterisi sergilerier. (Sahneye kusmak, tükürmek, havada uçuşan içki şişeleri, sandalyeler , grup dansı) Punk'ın bu sadomazoşist eğilimi aslında, punk'ın diğer tahripkar unsurlan gibi belli bir şeye dikkat çekmek üzere kullanılan bir şok taktiğiydi. Punklar toplumu nasıl gördüklerini anlatmak istiyorlardı: Anarşi istiyorlardı, yeni bir müzik tarzı geliştirmek ve bu müzik tarzının kaosunu paylaşmak, çoğaltmak istiyorlardı. Punk konserleri ekspresyonist performansı ile "şimdi ve burada"dır. (now-and-here) Ekspresyonizmin sembolü haline gelen Çığlık punkta hem şarkılarında hem de grafik tasarımlannda kendini gösteren bir motiftir: yüksek desibel seviyesi,izleyici ile grup arasında fiziksel ve duyusal etki punk konseri "yaşamalanı" içindedir. O an'ın içinde yaşanılanlar zamandan ve mekandan soyutlanmış kaostur.
Punk Rock'ın gelişimi Amerika ile İngiltere arasındaki kültürel alışverişle hız kazanmıştı. Velvet Undergound, New York DolI ve Ramones gibi New York'lu gruplar, 1965'te başlayıp 1970'ler boyunca devam eden bir süreçte, bilinçli bir biçimde "sokak kültürünü" işlemiş ve geleceğe karamsar bakan yeni bir tür müzik üretmişlerdir. (Bu gruplar sadece punk rock'ın değil hard'n' heavy, heavy metal ve türevIerinin de doğuşunda da etkili olmuşlardır.)
"Punk", "Punk Rock", "Punk Kültürü" tam da punk'ın istediği gibi açık bir biçimde tanımlanamamıştır. (Standardize edilerneme, kategorize edilememe) Punk; ilk çıkışı 1975'te belirli bir rock and roll türünü ve kendisi ile iyişkilendirilen gençlik alt kültürünü anlatmak için kullanılmaya başlansa da, 80'ler sonrası ticari rock müziğin türevlerini tanımlamak için kullanılmaya başlanmıştır. Punk 'underround rock', 'new wave', 'new music', 'street rock', 'power pop', 'avant-punk' ve 'hardcore' gibi terimlerle özdeşleşen anlamlarda da kullanılmıştır.
Punk sözcüğünün kökleri de bulanıktır. İngilizcede ilk olarak fahişe ile eşanlamlı olarak ortaya çıkar. Funk ve Wagnalls İngilizcenin Yeni Standart Sözlüğünde şöyle tanımlanır:
ı.Çürümüş tahta, bitkisel kav, değersiz nesne, boş konuşma.
2. Yumrukla yapılan saldın ya da darbe.
3. Genç Haydut, hayta, serseri.
Bu sözcük tanımları bilgilendirici olsa da punk'ı tanımlamaz.
Punk Rock'ın ortaya çıkışı Ocak 1976'da Manhattan'daki East Viyiage'da bulunan CBGB and OMFUG adlı küçük bir kulüpte verilen konserlerden doğan'Punk' adlı derginin çıkışı ile başlar.
...18 yaşındaydım. New York'taydım. Yıl 1975'ti. Birgün arabada giderken John (Holmstrom) 'bir dergi çıkaralım' dedi. Beni ve Ged'i (Dunn) Velvet Underground'a 1997 ve Stooges'a ve New York Dolls'a uyandıran John'dı John derginin sevdiğimiz şeylerin bileşimi olmasını istiyordu. Eski Tv dizileri, bira içmek, düzüşmek, çizburger, mizah dergileri, ikinci sınıf filmler ve bizden başka kimsenin takılmadığı rock'n'rol grupları. John derginin adının Teenage News olmasını istiyordu. Dolls'un aynı isimli şarkısından ötürü. Boktan bir isim olduğunu söyledim. 'Niye Punk demiyoruz?' dedim. Punk sevdiğimiz herşeyi temsil ediyordu: Kıyak, yapmacıksız, absürd, komik, ironik, şehri küçük posterlerle donattık. 'Dikkat Punk geliyor! Leg McNeil Please kill Me/ Roll Dergisi temmuz 2001/07"
İsyankar CBGB and OMFUG (Country, Blue Grass, Blues and Other Music For Uplifting Gormandizers) sahnesi Punk dergisi yolu ile punk terimi ile kurduğu bağlantı, belli bir deneysel rock'n'rol akımını tarif edecek olan "Punk Rock" teriminin oluşması sürecinin ilk aşamasıdır.
Punk dergisinin ilk sayısı 1 Ocak 1976'da çıktı. Lou Reed ve Ramones ile ilgili yazıların yanı sıra John Holmstrom'un özgün otobiyografik çizgi dizisi "Joe", Leqs Mcneil'den şehvetli kadınlarla ilgili "foto karikatür öykü"sü yer alıyordu. Punk'ın ilk sayısı 3000 adet basıldı. Ve sadece New York'ta dağıtıldı. Dergi son çıkış tarihi olan 1979'ta 25.000 adet basılıyor ve dünya çapında 2000 aboneye ulaşıyordu.
Punk dergisinin İngiliz punk akımına da grafik anlayışı yönünden önemli etkileri olmuştu. İngiliz punk rock'ının ilk fanzini "Sniffin' Glue" adıyla Temmuz 1976'da Londra'da çıkmaya başlar. Daha sonra; Ripped and Tom rotten to the Core, London's Burning, Live Wire, Vive La Resistance ve Heat adlı fanzinler İngiliz karşıt kültürünün sözcüleri oldular.
Punk Rock stili Londra'nın güneybatısındaki ve Kings Rood civarındaki heterojen gençlik söylemlerinden, yaşam biçiminden oluşmuştu. Şüphesiz ki punk rock'ı tetikleyenler arasında, androjen görüntüsü ile fetişleştirilen fenomen David Bowie'nin glitter rock'ı, Ramones, Heartbreakers, Iggy Pop, Richard Hell gibi kişi ve gruplar vardır. 1960'ların moda alt kültürünü, bazı blues gruplarının melodik alt yapısını ve isyanını, northem soul ve reggae'den alınma unsurları da punk müzikal kaosunda bulmak mümkün.
Tarihte Hippy adı ile anılan sahte-uyuşturulmuş-muhalif kültür milyonlarca ebleh evcilleştirmekte oldukça başarılı olmuştu. Bu sahte muhalif kültür başarısını mass media'dan daha ziyade, 1950'lilerin beat generation radikal muhalefetini vahşi kapitalistlerin önünde savunmasız ve yalnız bırakmasına borçluydu. Başkalannı rahatsız etmeyecek kadar vasat olan bu insanlar daha sonra senetlerin, iş görüşmelerinin, ahizelerin arasında geçmişlerini hatırlamayacak kadar değişip kapitalistleşeceklerdi. Oysa punk kendi bedeni ve yaşam biçimi ile politikası, parodisi ve estetiği ile kesinlikle asi ve yıkıcıydı, ki hala bir çok ülkede alt kültür muhalifliğinin en önemli unsurlarıdırlar.
Punk Giyim Tarzı
Punk kültürü; halka onlarla özdeşleşmedikleri ve insanlar arası sınıf
farklarının olduğu sürece de özdeşleşmeyecekleri mesajını verdiler.
Punk rock Amerikada1960'ların sonunda ve 1970'lerde Avrupa ve Kuzey
Amerikadaki pre-punk gruplarını da etkilemiştir. Özellikle The New York
Dolls un etkilediği birçok punk grubu vardır.
Punklar içinde bulunduklan durumu protesto etmek için ellerindeki her malzeme ile bedenleri de dahil, kendilerini ironik bir biçimde "toplumsal atık" olarak sundular: Köle kıyafetleri, zincirler, deriler, dayatılan cinsiyetçi modaya karşı androjenlik, parçalanmış giysiler, rengarenk ve dikleştirilmiş rahatsız edici saç biçimleri ve punk sembollerinden bedene iliştirilmiş çengelli iğne... Punk antimodadır. Amacı geleneksel kalıplar içinde yaşayan topluma karşı algıyı bozmaya yönelik açık bir saldındır.
Punk estetiğinin yaratıcısı olarak kabul edilen Londralı modacı Vivienne Westwood (Sex Pistols'in doğuşunda da nedenlerinden olan 'Sex' adlı dükkanın ortaklanndan) şu sözleri ile punk esetetiğinin "nedenini" açıklıyor:
"...Onun giysilerini giyrnek için cesur olmanız gerekir. sokakta yürürken tüm dikkatleri üzerinize çekeceksiniz. Bu tepkileri davet eden bir güç gösterisidir. Giysiler genellikle fikirleri sözlerden daha iyi anlatabilir. Bir kitap, bir poster ya da broşür kadar yıkıcı bir silah olabilir: Otobüste yanınızda 'Anarchy in the UK' (Birleşik Krallıkta Anarşi) tişörtü ile oturan biri sizi anıda rahatsız eder."
Punk stili ve modası İngiltere 'de önem kazanıp mohawk punk stiliyle birleşmiştir. Mohawk etkisi aslında "Taxi Driver" filminde Robert De Niro'nun şaç şekliyle olmuştur.İngiltereli Richard Hell bu sac modelini biraz değiştirerek ve boyayarak bugünki punk saçının oluşumunu tamamlamıştır
Punklar içinde bulunduklan durumu protesto etmek için ellerindeki her malzeme ile bedenleri de dahil, kendilerini ironik bir biçimde "toplumsal atık" olarak sundular: Köle kıyafetleri, zincirler, deriler, dayatılan cinsiyetçi modaya karşı androjenlik, parçalanmış giysiler, rengarenk ve dikleştirilmiş rahatsız edici saç biçimleri ve punk sembollerinden bedene iliştirilmiş çengelli iğne... Punk antimodadır. Amacı geleneksel kalıplar içinde yaşayan topluma karşı algıyı bozmaya yönelik açık bir saldındır.
Punk estetiğinin yaratıcısı olarak kabul edilen Londralı modacı Vivienne Westwood (Sex Pistols'in doğuşunda da nedenlerinden olan 'Sex' adlı dükkanın ortaklanndan) şu sözleri ile punk esetetiğinin "nedenini" açıklıyor:
"...Onun giysilerini giyrnek için cesur olmanız gerekir. sokakta yürürken tüm dikkatleri üzerinize çekeceksiniz. Bu tepkileri davet eden bir güç gösterisidir. Giysiler genellikle fikirleri sözlerden daha iyi anlatabilir. Bir kitap, bir poster ya da broşür kadar yıkıcı bir silah olabilir: Otobüste yanınızda 'Anarchy in the UK' (Birleşik Krallıkta Anarşi) tişörtü ile oturan biri sizi anıda rahatsız eder."
Punk stili ve modası İngiltere 'de önem kazanıp mohawk punk stiliyle birleşmiştir. Mohawk etkisi aslında "Taxi Driver" filminde Robert De Niro'nun şaç şekliyle olmuştur.İngiltereli Richard Hell bu sac modelini biraz değiştirerek ve boyayarak bugünki punk saçının oluşumunu tamamlamıştır
Gothic Nedir , Gothic Sanatı
Gothic
sanatı, Roman sanatının sunduğu hayalgücü ve birikim üzerinde
yükselmiştir. Bu sanattaki yapı ve düzen, dekorasyon, esin ve plastik
anlayış tam anlamıyla yeni, "el değmemiş"tir. Roma Yunan'dan
yararlanmış; Bizans Roma'dan ve Doğu'dan kaynaklanmış, Roman sanatı
Doğu'nun, Bizans'ın, Barbarların ve Antikçağ'ın melez ürünü olarak
ortaya çıkmıştı. Rönesans ve modern sanatlar da mimarlık ve süsleme
öğelerini Antikçağ'dan almıştı. gothic sanatı ise Roman sanatının
gelişimini köstekleyen köhneleşmiş formların kısıtlamalarını bir yana
atarak doğadan yola çıktı. gothic sanatı Roman sanatının sunduğu
birikimden ve bakış açısından yararlanmasına karşın, Roman sanatının
reddiyesi üzerinden kendini yaratmıştır. gothic sanatçı da bu yaratıcı
itkiyle her şeyi yeni baştan ele alma cesaretini gösterebilmiştir.
Aydınlanmanın tohumları yavaş yavaş toprağa düşmektedir.
Rönesans döneminde İtalyanlar, Ortaçağ sanatını aşağılamak üzere "tedesco" diyorlar. Bunun Fransızcası "gothic". gothic sanatı 12. yüzyılın ilk çeyreğinde Fransa'da ortaya çıktı, 13. yüzyılda olgunluk aşamasına ulaştı. Bundan sonra İngiltere'de hızlı bir gelişim gösterdi ve 13.-14. yüzyıllarda tüm Avrupa'da yayıldı. Rönesans'ın doğuşuyla beraber gerilemeye başladı ve giderek ortadan kayboldu.
Bu dönemde eski Galya bir krallık iktidarı altında merkezi ve güçlü bir devlet olmaya başlamıştı. Paris Üniversitesi'nde ders veren Aziz Thomas, dinsel dogma ve politik düşünce ile beraber inancın dünyevîleşmesini temsil ediyordu. Tüm bir toplumun ortak çabasının ürünü olan katedraller, somut olaylar dünyasının ve düşünce alanını egemenlik altına alan düzenin anıtsal ifadesiydi. Düşünce manastırdan üniversiteye, sanatsal girişimler başrahiplerden piskoposlara geçiyordu.
Roman sanatının kasvetli şatoları, gothic dönemde saraylara dönüştürüldü. 15. yüzyılda ekonomik alanda öne çıkarak yeni bir sınıf oluşturan burjuvazinin gereksinimleri doğrultusunda, kent konutları olan konaklar ve villalar yapıldı. gothic dönem, köprü, hastane, manastır, belediye binaları, adalet binaları, çarşılar gibi çeşitli yapılar ortaya koyarak gelişmiş bir toplumun büyük mimarlık gereksinimlerine cevap verdi. Politik iktidarın niteliğine uygun olarak gothic sanat da merkezlerde yoğunlaştı, taşraya ancak örnek olabildi.
gothic dönem insana yönelme konusunda bir adım daha attı. İnsana doğru atılen her adım, dinden biraz daha uzaklaşmak anlamına geliyordu ve insana ulaşmanın o dönemde dinden uzaklaşmaktan başka da yolu yoktu. Gerçekten de din, dogmalarını, ancak aklı reddederek kabul ettirebiliyordu. Aklı reddetmek ise insanı reddetmekti.
12. yüzyılda teolojik bir kavram olan Meryem, 13. yüzyılda çocuğunu seven şefkatli bir ana haline gelmiştir. Roman yapılarının yüksek kapı alındıklarındaki çatık kaşlı İsa, Gothic yapılarda kemer payandalarına inmiş bir figür olarak inananları dinsel bir gülüşle selamlamaktadır. Bu dönemde tanrı da en yüce yargılayıcı olmaktan çıkarak insanlaşmıştır
gothic dönemdeki süslemecilik Bizans'taki simgeciliğe karşılık ansiklopedik bir nitelik kazanmıştı. Örneğin Chartres Katedralindeki 8000 kabartma ve resim skolastik felsefeyi anlatıyordu.
gothic sanatı, mantığı ve matematiği mimariye uygulayarak yapıları yükseltmenin yöntemini buldu. Yüzünü doğaya çevirerek akla yöneldi. Akla yönelmesinin bir sonucu olarak gothic sanatta bir sistem değil bir dünya yaratma vurgusu vardır. Nitekim katedral, birçok imgenin ve varlığın yaşama zemini bulduğu başlıbaşına bir dünyadır.
Bu dünya yaratma kurgusu, tamamlayıcı unsurlar olarak felsefe ve bilimin de önünü açmıştır. Bu akıl yürütmeyi ileride Descartes'ta göreceğiz.
Birbirlerini besleyerek ayrı kanallardan beslenen sanat, felsefe ve bilim gelişen ve karmaşıklaşan koşullara yanıt üreterek, yaşanabilir bir dünya kurgusunun esas bileşenleri olma niteliğini bugün de sürdürmektedir.
gothic edebiyat özellikle 18. yy sonunda popüler olan, karanlık, grotesk ve doğaüstü olayları işleyen edebi türe zaman zaman verilen isimdir. en belli başlı örnekler için (bkz: frankenste in) (bkz: dracula) (bkz: dr jeykll mr hyde)
gothic müzik heavy metal ve punk arasında bir tarzdır. olur mu hiç, değildir: "gothic muzik heavy metal olmakla beraber punk ile ili$kisi oldukca zayiftir. daha cok orta cag ve barok doneme ait klasik muzigin heavy metal'le ic ice gectigi estetik yonden kuvvetli bir tarza sahip olup bu yonden punkin tam tersi bir duru$ sergiler." bilelim öğrenelim. ukalalık olarak alın lütfen.
gothic moda ise genelde her nedense özellikle teenage kızların, özellikle de the crow filmlerind en sonra daha da benimsediği bir moda. tercihen deri, siyah giysiler giyilir ve ceset gibi, vampir gibi bembeyaz makyaj yapılır. saçlar uzun, çeşitli renklerde, tırnaklar da bir o kadar uzun ve renk renktir. kollarda boyunda boş yer kalmayana kadar takılar istenirse takılabilir, vaciptir. her gothic genç kızın gönlünde pumpkin king jack gibi bir sevgili sahibi olma hayalleri vardır. gothic komünity üyelerinin milli bayramı helloween, milli içecekleri red wine, başkentleri gotham city'dir...
Rönesans döneminde İtalyanlar, Ortaçağ sanatını aşağılamak üzere "tedesco" diyorlar. Bunun Fransızcası "gothic". gothic sanatı 12. yüzyılın ilk çeyreğinde Fransa'da ortaya çıktı, 13. yüzyılda olgunluk aşamasına ulaştı. Bundan sonra İngiltere'de hızlı bir gelişim gösterdi ve 13.-14. yüzyıllarda tüm Avrupa'da yayıldı. Rönesans'ın doğuşuyla beraber gerilemeye başladı ve giderek ortadan kayboldu.
Bu dönemde eski Galya bir krallık iktidarı altında merkezi ve güçlü bir devlet olmaya başlamıştı. Paris Üniversitesi'nde ders veren Aziz Thomas, dinsel dogma ve politik düşünce ile beraber inancın dünyevîleşmesini temsil ediyordu. Tüm bir toplumun ortak çabasının ürünü olan katedraller, somut olaylar dünyasının ve düşünce alanını egemenlik altına alan düzenin anıtsal ifadesiydi. Düşünce manastırdan üniversiteye, sanatsal girişimler başrahiplerden piskoposlara geçiyordu.
Roman sanatının kasvetli şatoları, gothic dönemde saraylara dönüştürüldü. 15. yüzyılda ekonomik alanda öne çıkarak yeni bir sınıf oluşturan burjuvazinin gereksinimleri doğrultusunda, kent konutları olan konaklar ve villalar yapıldı. gothic dönem, köprü, hastane, manastır, belediye binaları, adalet binaları, çarşılar gibi çeşitli yapılar ortaya koyarak gelişmiş bir toplumun büyük mimarlık gereksinimlerine cevap verdi. Politik iktidarın niteliğine uygun olarak gothic sanat da merkezlerde yoğunlaştı, taşraya ancak örnek olabildi.
gothic dönem insana yönelme konusunda bir adım daha attı. İnsana doğru atılen her adım, dinden biraz daha uzaklaşmak anlamına geliyordu ve insana ulaşmanın o dönemde dinden uzaklaşmaktan başka da yolu yoktu. Gerçekten de din, dogmalarını, ancak aklı reddederek kabul ettirebiliyordu. Aklı reddetmek ise insanı reddetmekti.
12. yüzyılda teolojik bir kavram olan Meryem, 13. yüzyılda çocuğunu seven şefkatli bir ana haline gelmiştir. Roman yapılarının yüksek kapı alındıklarındaki çatık kaşlı İsa, Gothic yapılarda kemer payandalarına inmiş bir figür olarak inananları dinsel bir gülüşle selamlamaktadır. Bu dönemde tanrı da en yüce yargılayıcı olmaktan çıkarak insanlaşmıştır
gothic dönemdeki süslemecilik Bizans'taki simgeciliğe karşılık ansiklopedik bir nitelik kazanmıştı. Örneğin Chartres Katedralindeki 8000 kabartma ve resim skolastik felsefeyi anlatıyordu.
gothic sanatı, mantığı ve matematiği mimariye uygulayarak yapıları yükseltmenin yöntemini buldu. Yüzünü doğaya çevirerek akla yöneldi. Akla yönelmesinin bir sonucu olarak gothic sanatta bir sistem değil bir dünya yaratma vurgusu vardır. Nitekim katedral, birçok imgenin ve varlığın yaşama zemini bulduğu başlıbaşına bir dünyadır.
Bu dünya yaratma kurgusu, tamamlayıcı unsurlar olarak felsefe ve bilimin de önünü açmıştır. Bu akıl yürütmeyi ileride Descartes'ta göreceğiz.
Birbirlerini besleyerek ayrı kanallardan beslenen sanat, felsefe ve bilim gelişen ve karmaşıklaşan koşullara yanıt üreterek, yaşanabilir bir dünya kurgusunun esas bileşenleri olma niteliğini bugün de sürdürmektedir.
gothic edebiyat özellikle 18. yy sonunda popüler olan, karanlık, grotesk ve doğaüstü olayları işleyen edebi türe zaman zaman verilen isimdir. en belli başlı örnekler için (bkz: frankenste in) (bkz: dracula) (bkz: dr jeykll mr hyde)
gothic müzik heavy metal ve punk arasında bir tarzdır. olur mu hiç, değildir: "gothic muzik heavy metal olmakla beraber punk ile ili$kisi oldukca zayiftir. daha cok orta cag ve barok doneme ait klasik muzigin heavy metal'le ic ice gectigi estetik yonden kuvvetli bir tarza sahip olup bu yonden punkin tam tersi bir duru$ sergiler." bilelim öğrenelim. ukalalık olarak alın lütfen.
gothic moda ise genelde her nedense özellikle teenage kızların, özellikle de the crow filmlerind en sonra daha da benimsediği bir moda. tercihen deri, siyah giysiler giyilir ve ceset gibi, vampir gibi bembeyaz makyaj yapılır. saçlar uzun, çeşitli renklerde, tırnaklar da bir o kadar uzun ve renk renktir. kollarda boyunda boş yer kalmayana kadar takılar istenirse takılabilir, vaciptir. her gothic genç kızın gönlünde pumpkin king jack gibi bir sevgili sahibi olma hayalleri vardır. gothic komünity üyelerinin milli bayramı helloween, milli içecekleri red wine, başkentleri gotham city'dir...















